<$BlogMetaData$>






Sezgiler Önemlidir

...

KOMİK

BİLİM

GOOGLE

MSN ÜNLÜLER

MSN RESİMLER

KADINLARA ÖZEL

HERSEY OYUN

FENERBAHÇE BLOGU

OTTOMAN BLOG

18 +

GeLinLikler

GüZeLLeRim

MSN AVATAR

MSN OLAYI

TESETTÜR OLAY

ÇOK KOMEDİ

FİLMİ ONLİNE İZLE

FİLM İZLESENE

CANLI SİNEMA İZLE

Gooooogle
Kadınlar Özel
Müzik Dinleyebilirsin
Oyunlar Oyna
Resim, Avatar Galerisi
Gooooogle
Katagorilerim
Arkadaşlarım
Siyonizm
Petrol olaylari
CIA Ajan Durumlari
Ekonomi durumlari
Ecdadimiz
Ermeniler
Amcikerika!
İlimlenmek Lazım
Israil özürlüleri
Masonluk
Strateji
Sultan Abdulhamit
Ame rikanın Bölünmesi
Anadoludaki Petrol
Balkan Türkleri
Biz Osmanlıyız
Emir Eri Papazlar
Fatih Sultan Mehmet
Hizbullah Füzeleri
Kıc Öpme Ritueli
Atatürkçülüğe Saklananlar
PKK Gerçekleri , itiraflar
Zavallı Para Delileri
Psikolojik Savaş
Ezik Yunanistan
Masonlar , Biraderler
Müslüman Bilim Adamları
Masabaşı Haberleri
11 Eylül
28 Şubat
Abd Medyası
Ajanlar
Balkanlar Türktür
Mustafa Kemal
Hristiyanlık
Illuminati
Kanuni Sultan Süleyman
Hukuk
Kıbrıs
Komik
Kur'an-ı Kerim
Masonlar Yusuf Yusuf
Medrese - Gerçek Üniversite -
Pislik Masonlar
Ortadoğu
Sağlık
Türk Girişimciler
Türk Sanatları
Bağlantılarım

İstatistik


Allah , Hat , Sanat , çiçek , gül Resimleri - Eserleri

21/2/2007


flower11.jpg

flower12.jpg

flower13.jpg

flower14.jpg

flower15.jpg

flower16.jpg

flower17.jpg

flower18.jpg

flower19.jpg

flower2.jpg

flower20.jpg

flower21.jpg

flower22.jpg

flower23.jpg

flower24.jpg

flower25.jpg

flower26.jpg

flower27.jpg

flower28.jpg

flower29.jpg

flower30.jpg

flower31.jpg

flower32.jpg

flower33.jpg

flower34.jpg

flower35.jpg

flower36.jpg

flower37.jpg

flower38.jpg

flower39.jpg

flower4.jpg

flower40.jpg

flower41.jpg

flower42.jpg

flower43.jpg

flower44.jpg

flower45.jpg

flower46.jpg

flower47.jpg

flower48.jpg

flower49.jpg

flower50.jpg

flower51.jpg

flower52.jpg

flower53.jpg

flower54.jpg

flower55.jpg

flower56.jpg

flower57.jpg

flower58.jpg

flower59.jpg

flower6.jpg

flower60.jpg

flower61.jpg

flower62.jpg

flower63.jpg

flower64.jpg

flower65.jpg

flower66.jpg

flower67.jpg

flower68.jpg

flower69.jpg

flower7.jpg

flower70.jpg

flower71.jpg

flower72.jpg

flower73.jpg

flower74.jpg

flower75.jpg

flower76.jpg

flower77.jpg

flower78.jpg

flower79.jpg

flower8.jpg

flower800.jpg

flower81.jpg

flower82.jpg

flower83.jpg

flower84.jpg

flower86.jpg

flower87.jpg

flower88.jpg

flower89.jpg

flower9.jpg

flower90.jpg

flower91.jpg

flower92.jpg

flower93.jpg

flower94.jpg

flower95.jpg

flower96.jpg

flower97.jpg

flower98.jpg

YAHUDİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU

20/2/2007

Hicrî ikinci asır sonlarında hilâfet makamına oturan Abbasî halifelerinden El-Me'mun, dış dünyaya açık bir devlet adamıydı. Zamanında Müslüman - Hıristiyan bütün ilim adamları ondan itibar görmüş, yabancı dildeki ilim kitabları Arabçaya tercüme edilerek bilgi alış verişinde bulunulmuştur. O kadar ki Me'mun zamanında yerin yuvarlak olduğu resmen tesbit edilmiş, kurulmuş olan "Nısfünnehar" usûlüyle arzın kuturunu ölçmek gibi bâzı ilim mes'elelerinde kesin hükme varılmıştı.

Bu çalışmaları sırasında Me'mun, meclisinde cin fikirliliği ile dikkatini çeken bir Yahudi ilim adamına bir gün şöyle bir sual sordu:

-Mâdem hâdiseleri bu kadar akılcı bir anlayışla inceleyebiliyorsun? Neden Müslüman olmuyorsun? Kur'an'la, İncil, Tevrat arasındaki farkı bilmiyor musun?

Yahudi şöyle cevap verdi:

- Bu mevzuda çalışma yapıyorum. Çalışmam bitince vardığım kararı size bildiririm.

Me'mun Yahudi'ye baskı yapmayı düşünmedi. Çünkü biliyordu ki baskıyla îmana gelinmez, korkuyla Müslüman olunmazdı.

Yahudiyi kendi hâline terkeden Me'mun, ona bir daha bu mevzuda sual sormadı. Aradan bir sene geçmiş ve Yahudi yine Me'mun'un meclisindeki ilim adamlarıyla sohbete başlamıştı.

Ancak, bu Yahudi, bir sene önceki Yahudi değildi. Bu defa İslâm'ı bütünüyle benimsemiş, Kur'ân'ın ahkâmını tamamıyla kabullenmişti.

Me'mun buna şaştı:

- Hayırdır inşâallah. Bir sene önceki Kur'an'la bir sene sonraki Kur'an arasında, ne fark var ki o zaman îman etmediniz de bu sene İslâm'a girdiniz?

Yahudi şöyle îzah etti:

- Efendim, şüphesiz bir sene önceki Kur'an'la bir sene sonraki Kur'an arasında hiç bir fark yoktur. Beni İslâm'a yaklaştırıp, îmana girmeme sebeb olan da budur zaten.

- Nedir, Kur'ân'ın değişmezliği mi?

- Evet. Bakın çalışmalarım nasıl cereyan etti ve ben nasıl bir sonuçla Müslüman oldum, onu arzedeyim sizlere. Ve şöyle devam etti:

- Önce evime çekildim. Günlerce İncil yazmaya koyuldum. Üç tane İncil nüshası yazdım. Birincide birkaç satırı eksik bıraktım. Ötekinde hiç bir eksik yoktu. Üçüncüsünde ise birkaç satır fazlaydı. Kendimden yapmıştım ilâveyi. Ben bu üç İncil'i de alıp kiliseye gittim. Papaza gösterdim. Papaz efendi üçünü de inceledi, tahkik etti. Sonunda satın aldı ve yaptığım hizmetten dolayı da beni tebrik etti. Dönüp geldim, aynı şeklide üç Tevrat nüshası yazdım. Bunun da birincisinde bazı âyetleri yazmadım. Eksik kaleme aldım. İkincisi noksansızdı. Üçüncüsünde de birkaç satır ilâve ederek olmayanları da var gösterdim. Bunu da Haham'a gösterdim. Haham inceledi, üçünü de beğendi, parasını vererek satın aldı, ayrıca da teşekkür etti.

Bu defa sıra Kur'an'daydı. Kur'an büyüktü. Tamamını yazamazdım. Sadece üç cüz yazabildim. Birinci cüz'ünde birkaç satırını eksik bıraktım. İkinci cüz'ü tamam yazdım. Üçüncü cüz'ünü de birkaç satır ilâve ile olmayanı var göstererek yazdım.

Büyük bir tecessüs ve ihtimamla bütün din adamlarını gezdim. Hepsine de yazdığım Kur'an'ı gösterdim, almalarını söyledim. Hepsi de önceden memnuniyetle alacaklarını söylediler. Ama şöyle bir bakıp inceleyince hepsi de aynı yerleri yakaladılar.

- Bu cüzde şu, şu satırlar eksik, bu cüz ise tamam. Şu cüzde ise şu şu satırlar ilâve edilmiş, fazla yazılmış. Kur'an'ın aslında böyle bir kelime yoktur.

Hepsi de benim yazdığım Kur'ân'ı ezberlerinden eksiksiz okudular, tashih ettiler.

Ben anladım ki, Kur'an nasıl nazil olmuşsa aynen zabtedilmiş, aynı tazelik ve sağlamlığını da muhafaza etmektedir. Kur'an'da ilâve-noksan söz konusu değil. Nazil olduğu şekli aynen koruyan en son kitabdır. Bundan sonra Müslüman oldum. İşte İslâm'a girmeme sebeb olan araştırma böyle oldu.

İSLAMDAN ÖNCE NASILDILAR, SONRA NASIL OLDULAR?

20/2/2007

" İslâm, insanları, renkleri, şöhretleri ve servetleri ile değer-
lendiren bâtıl itikad ve âdetleri kırıp parçalamış, yerine "en Şerefli insan, en büyük ve en muhterem insan, Allah'tan en çok korkan insandır." hükmünü koymuştur
."


 
Bir şeyin iyilik ve kötülüğü, eğrilik ve doğrulu-
ğu, neticelerine bakınca daha iyi anlaşıldığına göre,
şimdi burada İslâmdan evvel ve İslâmdan sonrasına
ait iki netice görecek ve hükmünüzü ondan sonra da-
ha kat'i olarak vereceksiniz.

İslâm güneşi kalb ve vicdanları henüz aydınlat-
mamışken, Mekke müşriklerinden biri, günlük ha-
yatlarından bir safhayı şöyle anlatıyordu
" - Ok ve kılıncımı takınarak, deve ve koyun sü-
rüleri yağmacılığına giden kafileye ben de katılmış-
tım. Fakat hücum ettiğimiz sürülerin adamları biz-
den daha baskın çıkarak çölde peşimize düştüler; bu
kovalamaca sırasında arkadaşlarımızdan beş kişiyi,
arkalarından iki omuz aralarına isabet ettirdikleri ok-
larla öldürdüler. Biz de Mekke'ye dönüp mukabil ola-
rak attığımız okların hedeflerine neden isabet etme-
diğini konuşmaya başladık. Hücum sırasında yanımı-
za aldığımız putların da yardımını göremeyişimiz, ca-
nımızı iyiden iyiye sıkmıştı.

Daha evvelki baskınlarda ölen amcamın bir kız
çocuğu yanımda büyüyordu; hemen gidip onu getir-
dim. Kumlu çöldeki hurma ağacına iyice bağladıktan
sonra, karşısına geçerek vücuduna doğru ok atışı ta-
limine başladık. Müslümanlıktan evvel öksüz çocuk-
Iarı ok atışı taliminde hedef olarak kullanmak âdet ol-
duğundan, ne kadar ok atmışsam hiç birini istediğim
yere isabet ettirememiş ve o gün putların şansımızı
bağladığına inanmıştım.

Bir gün sonra tekrar geldiğimiz zaman, ağaçta
bağlı duran amcamın kızının aldığı yaralardan henüz
ölmemiş olduğunu görünce, tam hedefine isabet et-
tirdiğim ilk oku yine ben atmış ve o gün ilâhların yağ-
macılığa müsaade ettiğine inanarak, tekrar sürülerin
otladığı yaylalara doğru yola çıkmıştık! "

Aziz okuyucu, şu ifşaat ve i'tiraflar, İslâmdan ev-
velki insanların düştüğü içtimai ve ahlâkî sefaleti,
bütün fecaatiyle ortaya koymaktadır.

Şimdi bir de İslâm güneşi ufuklarda parlayarak,
o katı kalbleri aydınlatıp, vicdanları merhamet ve şef-
katle doldurduktan soma, insanların nasıl bir vicda-
nî hassasiyet kazandıklarını inceleyelim, İslâmiyet
sayesinde nasıl bir halet-i ruhiyeye kavuştuklarını
dinleyelim. Hz. Ebû Zer şöyle anlatır:
" - Bir gün Bilâl ile sohbet ediyorduk. (R.A.)
Her nedense konuştuğumuz, mes'elede ağız mü-
nakaşasına başladık. Bilâl'in anası Habeşli bir siyah
kadın olduğundan, bu meseleye senin aklın ermez si-
yah kadının oğlu, dedim. Renginin siyahlığından dola-
yı ayıplamış olduğum Bilâl, çok üzülmüştü. Söyledik-
lerimi gidip şikâyet yollu Resulüllah'a anlatmış. Bir
adam gelerek : Seni Resûlüllah çağırıyor, dedi; hemen
huzuruna çıktığım Resûlüllah, bana:
" - Renginin siyahlığından dolayı Bilâl'i ayıplaya-
rak (siyah kadının oğlu) demişsin, doğru mu? dedi.
Ben ise utancımdan hep yere bakıyor, cevap ver-
meye muktedir olamıyordum.
Resûlüllah devamla buyurdu ki:
- Demek sende İslâmdan evvelki cehâlet günle-
rinden kalma değer ölçüleri ve âdetleri var. Halbuki
İslâm, insanları renkleri, şöhret ve servetleri ile de-
ğerlendiren o bâtıl itikad ve âdetleri kırıp parçaladık-
tan sonra yerine: "En şerefli insan, en büyük ve en
muhterem insan, Allahtan en çok korkan insandır;
dinine sımsıkı sarılan şuurlu müslümandır" hükmü-
nü vaz'etti. "Riyasız, ihlâslı bir müslüman olduktan
sonra, renginin siyahlığından dolayı bir mü'min ayıp-
lanabilir mi?"

Aziz okuyucu, lûtfen dikkat buyurun!
İslâmın insan değerlendirmekteki değişmez ölçü-
sü işte budur.

Daha birkaç sene evvel öksüz çocukları ok talim-
lerinde canlı hedef olarak kullanmaktan çekinmeye-
cek kadar vahşette olan bu yerlerin sâkinleri, şimdi
Resûlüllahın bu kadarcık ikazından dolayı cevap ver-
me kudretini kaybedecek kadar anlayış ve haysiyete
sahip oluyorlar.

Fakat Ebu Zer bunu da kâfi görmüyor, (Siyah ka-
dının oğlu) diyerek hakir görmüş olduğu Bilâl-i Ha-
beşî'nin evinin eşiği üzerine yüzünü koyarak:
"- Hazret-i Bilâl'in mübârek ayakları bu kaba ve
anlayışsız Ebû Zer'in yüzüne basarak buradan geç-
medikçe, bu eşikten başımı kaldırmam" diyor.
Bu kadarcık bir hatadan dolayı duyduğu üzüntü
ve teessürün şiddetini, bu şekilde gidermek istiyor:
Sonra Bilâl geliyor. Ashabın ileri gelenleri araya gi-
riyorlar. (Bu yüzler çiğnenmeye değil, öpülmeye lâ-
yık) diyen Hz. Bilâl, hakkını helâl ettiğini söylüyor ve
ancak o zaman Ebu Zer yüzünü eşikten kaldırarak
Bilâl'le kucaklaşıyorlar.

KUTSAL EMANETLER

20/2/2007
Mukaddes emanetler...
Topkapı Sarayı'nda bulunan Hırka-i saadet dairesi içinde Hz. Muhammet'e ait eşyalar, halifelere, ashaba ve diğer din büyüklerine ait kılıçlar, kullanım eşyaları, dini kitap ve yazı levhaları, kabe eşyaları, kabenin onarımları sonucu gelen bazı yapı malzemesi ve eşyalar, Kabe kilit ve anahtarları görülebiliyor. Tarihçiler, Hz. Muhammet'in 9 adet kılıcı bulunduğunu, bunlardan zülfikar adlı olanını Hz. Ali'ye verdiğini, diğer bir kılıcın da babasından kaldığını belirtiyorlar. Altın ve kıymetli taşlarla süslü kılıçlardan yalnız iki tanesi Topkapı Sarayı'nda yer alıyor.
Deriden olup 12 satır yazı ve peygamberin mührü bulunan mektup, peygamberin Uhud Savaşı'nda kırılan dişinin bir parçası, sedef kaplamalı kıymetli taşlarla süslü muhafazalar içinde saklanan sakal-ı şerifler, peygamberin Mirac'a çıkarken bastığı taş olarak rivayet olunan ayak izi, ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor. Topkapı Sarayı yıl boyu gezilebiliyor.
 
   
Hırka-i Saadet  
Nakş-ı Kadem-i Şerif
 
Hacer-i Esved
   
Name-i Saadet

  Hz.Muhammed'in mektubu   Halife Hz.Ömer ve Ebubekir'in kılıçları
   
Top.sry Hırka-i Saadet

Hırka-i Saadet kubbesi

Kabe olukları
Hz. Muhammed'in Kılıcı...

« Önceki ::
Son Yazılarım
Blogum

Güzel Linkler
Son Yazılarım
Gooooogle
Linkler
E Kitaplar
Videolar
Programlar


Link Siteleri

eXTReMe Tracker


Hosting

Add to Technorati Favorites


Sohbet Arkadaşı Bul! Sitene Chat Ekle!
© Islam Dini - Sezgiler Önemlidir - Blogcu .Template by Bilgi.com