Ülkemizi iki büyük Atom bombası tehdit ediyor. Bunlardan
biri cahillik (bilinçizlik) diğeri ise inançsızlık.
Hergün televiyonlardan felan Artisten filan Artisten
bahsedenler,” Neredesin Türkiye” diye bağıranlar. Önemli
meselelerden hiç bahsetmiyorlar, çünkü bunlar reytingsiz
(halkın ilgi duymadığı) konulardır. Insanlarımız
yantesirine bakmadan hertürlü Kimyasal ilaçı alıyorlar
vede aşırı miktarda alkol, sigara
vb., maddeler
kulanıyorlar. Diğer taraftandan
biliçsizce çevreyi tahrip ediyorlar.
Günümüzde çevre ve insan hayatını tehdit eden
15.000.000 kimyasal madde vardır ve bunların bir çoğu
ile günlük yaşantımızda farkın varmadan hava (Araba
eksozları, Fabrika bacaları vb...,), içecekler (Alkol,
Kola, Çay, Kahve vb....,) ve yiyeceklerle (Konserve,
Çikolata, Cips vb...,) karşılaşıyoruz vede zararlarını
görüyoruz. Hergün insanlar, hayvanlar, bitkiler, içme
suları, denizler vede toprak sürkli zehirleniyor.
1970 yılına kadar bizim
köyün ırmağında tonlarca balık olurdu ve insanlar ırmağa
girmeden yastı namazından sonra elleri ile balık
yakalardılar. Son 20 yıldır ise Hamsi büyüklüğünde dahi
balık bulmak imkansızlaşmıştır. Nedeni nedir diye şöyle
geriye doğru dönüp bir bakacak olursak.
Son 30 senedir kimyasal gübreler, herpezitler (yabani ot
öldürücü ilaçlar) ve bakterizidler (böcek ve haşere
öldürücüsü ) kulanılmaktadır. Dünyanın hemen her ülkesinde
satılması ve kulanılması yasak olan kimasalmal maddeler
(DDT vb...,) Türkiyede serbesce satılmaktadır ve hatta
bazı Aktarlar bu maddeleri şifalı bitkilerle birlikte aynı
raflarda satmaktadırlar. Bu zehili maddeler toprağa
atıldığında topraktaki milyonlarca mikro organizmayı
öldürmeke ve bunlarla beslenen böceklerde besisizlikten
ölmektedir. Sürüngenler, kuşlar, balıklar vb.,
besisizlikten yok olmaktadır. Bizim köyde (Kayseri/ Bünyan/
Taçın) artık Leylek görmek mümkündeğildir, oysa eskiden
Karaleylekleri dahi sürüler halinde görürdük. Aslında
çevreyi biliçsizce tahripeden insanoğlu kendi geleceğinide
tehlikeye atmaktadır.
Bugün Avrupa ülkelerinde kadın ve erkeklerdeki kısılılık
oranı bundan 40 yıl öncesine göre % 50’lere ulaşmıştır.
Biranın birleşimindeki şerbetciotunun kozalakları
HUMULON
ve LUPULON ve bunların türevlerini içerir ve bu maddeler
aynı Östojen hormonu gibi etki yaparak erkeklerin zamanla
kısırlaşmalarına neden oluğunu 1956’da K. Knörr, H. Lehr,
V. Prot ve ekibi vede 1973’de C. Fenselau, P. Talalayl
yaptıkları araştırmalarla belgelemişlerdir (HHB 5.454)
Prof. Dr. R. F. Weiss yaptığı araştımalarla
Biranın
Nitrosaminler içerdiği ve bununda KANSERE sebep olduğunu
ispatlamıştır. (LP. 83)
Almanyada DOKTORLAR tarafından
yazılan yanlış ilaçlar nedeniyle yılda 25.000 kişi
ölmektedir ve bu yapılan ilmi araştırmalarla
ispatlanmıştır vede bu konuda yazılmış bir düzine eser
mevcuttur.Çare ilk çevrecidedir, ilk çevreci Muhammed
(SAV) ilk defa Mekke, Medine ve Ciddede avlanmayı ve ağaç
kesilmesini yasaklamış ve çevreyi korumuştur. Fatih Sultan
Muhammed Han'da ormanlardan ağaç kesilmesini yasaklamıştı.
Almanyada yapılan bir araştırmada bir ağaçın çevreye
katkısının 250.000€ olduğu tesbitedilmiştir. Bizim gerçek
ilim ve devlet adamlarına ihtiyacımız vardır. Bazı
kimyasal maddelerin zararlarına kısaca değineceğim.
Aspirin:
Aspirin alanların % 10’unuda mideağrısı, mide-, bağırsak
kanaması görülmüştür. Bunedenle defı-hacet
konturol edilmeli kanlı ise mide veya bağırsaklarda kanama
var demektir. Yine aynı şekilde kan kusmakta mide
kanamasına işarettir. Defi-hacetteki kan açık renkli ise
bağırsak kanaması koyu renkli ise mide kanamasına
işarettir. Nadirende böbreklerde ve karaçiğerdede tahribat
yapabilir. Bazı şahıslarda allerjiye sebep olabilir, bu
gibi durumlarda hap almayı hemen bırakmak gerekir. Nikris
olanların kesinlikle aspirin almamaları gerekir.
Ayrıca eksantem (derini sulanıpkaşınması ve kabarması),
baldır krampları, kas gerilmesi, baş dönmesi, görme
bozuklukları, ağız kuruması, sindirim sistemi
rahatsızlıkları, pankreas iltihaplanması, mineral kayıbı,
kanda idrarın ratması (hiperurikanemi), nikris (gut
hastalığı), kolesterol- ve lipidyükselmesi (hiperkolesterol
ve hiperlipid), metabolizma bozukluğu ve hatta kolapsüs
dahi aspirinden dolayı ortaya çıkabilir.
Hacı
M. K. başağrısına karşı akşam 2 aspirin hapı alır ve sabah çalışmaya gelir, durumunun çok kötü olduğunu
söyledi bende ona hemen interniste gitmesini söyledim. M.
K. doktora gider gitmez müşahadeye almışlar ve mide
kanaması teşhisi konmuş bir hafta hastahanede kan ve
serum veridikten sonra bir ay istirahatte ayrılmak zorunda
kaldı.
''Aspirin was the first major anti-inflammatory drug.
It is a direct chemical descendant of WILLOW BARK and
WINTERGREEN OIL, which are among the oldest known remedies
for arthritis pain.The active ingredient in these early
medicines was salicylic acid.By the nineteenth century, a
milder chemical relative called sodium salicylate was used
to treat rheumatism.However, its taste, described by users
as disgusting, made it unpopular.Aspirin emerged from the
chemical search for a rheumatism remedy without the
horrible taste.By chance, the small chemical change that
improved taste helped make acetylsalicylec acid one of the
most effective anti-inflammotary drugs ever discovered.It
became best seller soon after it was first marketed at the
beginning of this century.While its value in fevers,
arthritis, and muscle pain was quickly recognized, it took
seventy years to appreciate its capacity to cause life
threatining ulcers and internal bleeding.
Arkadaşlar bu konuyla ilgili bu linkte daha fazla bilgi
bulabilirsiniz. Özetle çok güvenerek kullandığımız
aspirinin uzun süreli kullanımı ülser ve iç kanamaya yol
açabiliyor. Eğer vücudumuzun herhangi bir yerinde ağrı
varsa bu bazı şeylerin yolunda gitmediğinin
belirtisidir.Bu uyarıyı ciddiye alıp ağrının altında yatan
gerçek problemi doğal yollardan tedavi etmek daha faydalı
sonuçlar verecektir. Yukarıdaki yazıda da görüldüğü gibi
aspirin WINTERGREEN yağı baz alınarak elde
edilmiştir.Yukarıdaki yazi Thomas J. Moore un
"Pre******ion for Disaster" adli kitabının 129.
sayfasından alınmıştır. Bu konuyu gündeme getirmeme sebep
ise geçen hafta çok ünlü bir kalp doktorunun kalp
rahatsızlıklarını önlemek için günde mutlaka iki aspirin
alınması gerektiğini belirtmesidir.'' (ABD'den bu
maili gönderen Lale Kaplan hanım efendiye teşekkürler)
''Statin (Kolesterola karşı kulanılan ilaçlar): Statin ilaçların kolesterolu düşürdüğüne şüphe yok. Bu
ilacları kullanmakla çok ciddi bir risk almiş
oluyorsunuz.Çünkü bu ilaçlar Coenzyme Q10 duzeyini
düşürerek 6 ile 12 ay arasinda aşiri yorğunluk, kas
zayıflığı gibi belirtilerle başlayıp kalp yetmezliğine
kadar varan yan etkilere sebep olmaktadir. Gençlerde bu
belirtilerin başlaması birkaç yıl sürebilir. Şurası bir
gerçek ki bu ilaçlar hiçbir şekilde problemin sebebini
tedavi etmediği gibi , çok ciddi yan etkilere sebep
olmaktadır.Yüksek kolesterolu tedavi etmenin birçok doğal
yollarından biriside hiç ya da çok az şeker ve tahıla
dayanan bir diyet yapmaktır.Bu şekilde yapılan bir diyet
insulin miktarını düşürecektir. Kolesterolun yükselmesinin
en onemli sebeplerinden birisi de yüksek insulin
miktarıdır. Ayrıca bu şekildeki bir yeme alışkanlığının
vücudunuza kilo ayarı, enerji düzeyinin artması gibi
birçok faydası olacaktır. Statin ilaçlar bu gruptaki
ilaçların genel adıdır. Özel adları ise Lipitor, Zacor,
Pravachol, Lescol, Mevacor ve Crestor dur. Bu konuda çok
daha fazla bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.(ABD'den bu
maili gönderen Lale Kaplan hanım efendiye teşekkürler)
Contagan;
Contaganın ana maddesi “Tahalidomid” dir. Bundan 30 yıl
öncesine kadar serbesce satılan bu madde hamilike alan
kadınlarda çocukların Spastik doğmalarına sebep olmuştur.
Contagan 11 yıl süren mahkeme sonunda yasklanmış, fakat
depolardaki ilaçlar Türkiye Mısır ve Endenozya gibi
ülkelere satılmıştır. Bugün Almanyada 5000 çocuk ve
Dünyanın diğer ülkelerinde 10.000 çocuk Spasik özürlüdür.
(Focus 18.94.146 ve Stern 13.94.208-209)
Kortison;
Kişinin uykusunu alamaması halinde aşırı miktarda
streshormonu olan kortison’dan sakğamassın sebep olur.
Kotison insanın içindeki baterisidir ve kişiye enerji
verir. Suni olarak üretile kortisonla böbrek üstü
bezelerinin üretiği Kortison kimyasl olarak aynı isede
vücudun kedi üretiği Kortisonun kişiye herhangi bir
yantesiri olaz iken kimyasl kortisonun yantesilerini
saymakla bitiremeyiz. Sayın B. Ecvit uzun süre Kortison
almış ve neticede kemikerimesi, hafızakayıbı, yüzünşişmesi
(Ayyüz), kaserimesi, sinirsel vb.., rahatsızlıklar hasıl
olmuştur.(Na. 6.94.13) Çörek’in kortison gibi etkietiği,
fakat hiç bir yantesirinin olmadığı tesbitrdilmiştir.
Paracetamol;
Paracetemol ağrıkesici olarak çok yaygın şekilde
kulanımaktar. Neuwied'de bademcik amaliyatından sonra fazla
miktarda Paracetemollu fitil verilen çocuğun karaçiğeri iki
gün içinde tamamen parçalanmış ve çoçuk ölmüştü. Mahkeme
kararıyla doktoru 36.000 DM para cezasına
çarptırıldı.Paracetemolun Ingilterde yılda 30.000 kişnin
karaciğerzehirlenmesine neden olduğu vede bunlardan 100’ünün
öldüğü tesbit edilmiştir. (NH 1.99.7 ve Nhp 1.98.107) Oysa
çocuklardaki ateşli hastalıklar sirkeli sarğı veya boğantentürü
ile tedaviederek ateşidüşürmek mümkündür.
Penisilin:
İnsanların % 1-10’unda bulantı, kusma, mide ağrısı, ishal,
ishale
yakın defi-hacet yapabilir,
deri,
nefes yollarına
veda
bağırsakflorasına etkieder insanların
allerjik reaksiyonlara
sebep olabilir.
Bu
durumda kulanımı
bırakılmalı ve hemen doktora baş
vurulmalıdır,
şayet
kişinin penisilne karşı allerjisi
varsa bu hayati telikeye
neden olabilir, bu gibi durumlarda mutlaka doktora baş
vurmalıdır,
eğer penisilin aldıktan bir saat sonra deride
sulu,
kaşıntılı
ve
kabarcık
olursa mutlaka doktora gidilmelidir,
nefesalmada şokreaksiyonlar ortaya çıkabilir, dudaklar,
dil ve yüz şişebilir vede tansiyon oldca yüksek oranda
düşebilir.
Yıllar önce dişimi çektirdim ve diş doktoru mutlaka
penisilin olmak gerektiğini söyledi. Aldığım penisilinden
dolayı 2 gün sonra dayanılmaz mideağrısı
çektim ve hiçbir
ilaçla tedavi edemedim ve sonunda tarçın çayı içtim ve
böylece ağrılarım hafifledi. İzine giden R. S.’ye doktoru
penisilin iğnesi vurmuş iğneden biraz sonra komaya giren
R. S.’ı hemen hastaneye kaldırmışlar ve zamanında yapılan
müdahallerle kurtarılabilmiştir. Penisilin ayrıca
gırtlaködemi ürtikaria (deride sulu kaşıntılı ve
katarcıklar) kansızlık (kanama nedenyle), böbrek
iltihaplanması, toplardamar iltihaplanması, ağız kuruması,
sinirsel heycanlanmalar ve kramplar görülebilir.
Besinlerdeki
katkı maddeleri ;
Sucuk, salam, sosis,balık, peynir, salatalar, çikolata,
cips,kola, yemekler vb..,hep taze olarak bozulmadan
kalmaları mümkün olmadığına göre bu besin maddelerini
konserve yapılırken içlerine çeşitli kimyasal maddeler
katılır. Bu kimyasal katkı maddeleri allerji, kaşıntı,
migren, başağrısı, astım, nezle ve ekzema gibi
rahatsızlıklara neden olur. Bütün katkı maddeleri paket ve
konservelerin üzerinde açıkca yazılı olmalıdır.
Bisphenol-A;
Bisphenol-A konservelerin bozulmaması için katkımaddesi
olarak katılır ve bu madde aynı ösrojen hormonu gibi etki
yapar. Buda konserveli besin yiyenlerin vücudunda ösrojen
oranın artmasına sebep olur, bu durum ise erkeklerde
ikdidarsızlığa (cinselgüç zafiyetine) sebep olur.(Bu.47.95.105)
Azo-
ve sentetik renkmaddeleri;
E112 Azorubin, E102 Tartrazin, E104 Chinolingelb, E110
Sarıportakal, E124 Cochenierot A, E127 Erythrosin, E131
Patentblau, E132 Irigitin, E141 Bakırchlorophyll ve E151
Brilliantschwarz’ı sayabiliriz. Amarikalı ilim adamı B. F.
Feingold sentetik renk ve aromamaddelerini yasaklamış ve
böylece hiperaktif çocukları iyiletirmiştir.
Kükürtdioksite
dönüşen maddeler;
Astımlı ve romatizmalı hastaların aşağıda adı geçen
katkımaddeleri içeren besin maddeleri yememeleri gerekir.
Bunlar; E220, E221, E222, E223, E224, E226, E227 ve E228
Glutinli
katkı maddeleri; Glutamat E621-625, Inosinat E631-632 ve
Guanylat E 627-628 içeren konserveli maddeler yiyince, bu
maddeler hemen kana geçer ve buda ense ve bacaklarda
hisizlik ve duygusuzluğa sebep olur.
MCS’ler (çok yönlü kimyasal duyarlılık
maddeleri):Bu maddelerin birçoğu kanserojenik (kansere
sebe olan), mutajenik (genetik bozulmaya sebep olan) ve
teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan
ilaç veya kimyasal madde) özelikleri vardır.
Piretroidler (Pyrethroidler):
Sentetik olarak üretilen bu kimyasal maddeler grubu
haşerelere karşı kulanılır. Bu oldukca zehirli bir
maddedir. Besinlerle insanlara geçer.
Lindan (gamma-hexachlorcyclohexan, heksaklorsikloheksan):
Lindan sinirleri tahripedici (nörotoksik), kanserojen, ve
kromosomları tahripedicidir. Deri ve nefesyolları ile
alınır, kana geçer buradanda beyine dahi geçerek orada
tahribat yapar. Lindan odunu haşereye karşı korumak için
ve besin maddelerinin bozulmasını önlemek için kulanılır.
Heksanklorbenzol (hexanchlorbenzol, HCB):
Besin maddelerine katkı maddesi (konserve yapmak için)
olarak katılır, özeliklede et, peynir ve meyvelerin
konservesinin yapımında kulanılır.
Pentaklorfenol (Pentachlorphenol, PCP):
Binalarin iç dekorasyonunda kulanılır. Almanyada 1989
yıllından beri kulanılması yasaktır. PCP toz veya gaz
şeklinde yutulur, sindirim veya deri yoluyla alınır. PCP
ışınların etkisi ile eter perokside dönüşür. Budabaşta
hücrelere ve beyine zarar verir.
PCP çok az miktarda furan ve dioksin gibi çok zehirli
maddeler içerir. Bu PCP iç mimaride kulanılan ağaç
mamülerinin çürümesini önlemek için ve ayrıca deri,
tekstil, boyada katkı maddesi olarak kulanılır.
PCB (Poliklorlu Bifeniller, polychlor Biphenyl):
PCB 209maddenin yapımında kulanılır. Almanyada 1989’dan
beri üretilmesi yasaktır. Bu madde boya, yağlı boya,
yapışkan, izole maddesi, deri ve besin maddelerinde katkı
maddesi olarak kulanılır. PCB balık, süt, süt mamülleri,
et, peynir ve yabani hayvanların konservesinde kulanılır.
PCB ısınınca dioksin ortaya çıkar ve buda çok zehirlidir.
Formaldehid (formid aldehid):
Formaldehid konserve maddesi olarak kulanılır.
Formaldehid meten ve metanolun oksitlenmesi sonucu ortaya
çıkar. Formaldehid: yapışkan, süngerimsi katkı maddesi
olarak, sıva, duvar kağıdı, tekstil, halifleks, boya, yağlı
boya, lastik, metal, mobilya, şampuan, deodoranz, kosmetik,
bulaşık ilaçı, çamaşı tozu, sabun ve ev ilaçları yapımında
kulanılır. Besin maddelerinden: et, balık, sucuk, yağ,
sabit yağ ve tahılların konservesinde kulanılır. Ayrıca
ayak mantarları, hastahane ve tıbbi aletleri dezenfekte
edici olarak kulanılır. Hayvan besinlerini ve
tohumluklerın bozulmasını önlemek için vede aroma ve
emulgatorlarda katkı maddesi olarak kulanılır.
Amalgam;
Amalgam metallerin karışımından oluşan ve bu metallerin %
53’sini civa (çok zehirli), % 20’sini gümüş (çok zehirli),
% 12’sini bakır (çok zehirli), % 16’sını kurşun (çok
zehirli) ve diğer metellerden oluşur. Amalgamın çeşitli ve
farklı metallerden yapıldığı için urlar, cerahatlar,
iltihaplar, kist ve ağızda farklı elektiriklenme hasıl
olur vede dişlerde harmonik olmayan bu elektiriklenme aynı
meridyen üzerinde bulunan organlarda farklı
rahatsızlıklara neden olur.
Ayrıca yavaş yavaş çözülerek kana karışan civa başta
sinirsel ağrılar, depresyon, korku, dermasızlık,
başdönmesi, başağrısı, migren, belağrısı, alleji, bağısak
mantarı, prostatiltihaplanması ve lenfbezelerinin
şişmesine neden olur ve genelikle karaciğer böbrekler ve
kalın bağısaklarda yoğunlaşarak, buradan bütün vücudu
zehirler.( Bu konuda Berlin Üniversitesi 13.000 hasta
üzerinde araştırma
yapmıştır. (Nhp.4.94.555,
Nhk. 1.00.46, Nhk. 6.97.51)
Benzol;Benzol birçok organik
maddenin yapımında kulanılan anamaddedir. Benzol başta:
pestizid (haşere ilaçları), naylon, sentetik madde, reçine,
yağ, balmumu, renk maddesi, ilaç, sigara, klorbenzol,
striol, benzoat ve sodyum benzoat yapımında kulanılır.
Benzol bir kanserojen (kanser yapıcı) maddedir. İnsanın
savunma sistemini (İmmun) zafiyete uğratır, kandaki
Alyuvarları tahrip ederek kansızlığa ve hatta kankanserine neden olur. Bu nedenle benzine
kurşun yerine benzol katıması çok daha zehilidir.(Na.
6.95.49)
Kurşun;
Kurşun sinirleri zedeler hatta felçe yolaçar vede
kısırlaştırır. Insanın dikkatini dağıtır, aklidengesine
tesireder. Genellikle böbrekler, karaciğer beyne zarar
verir, çünkü bu organlar yabancı maddeleri hemen dışarı
atma özeliklerine sahip değildir. Kurþun 1/3 oranında
sudan, 1/3 oranında havadan ve 1/3 oranındada
besinmaddelerinden alınır. (Brigi. 8.94.156-6) Amalgma dolgusu olanların dikkat etmesi gerken
hususlar:
1-) Limonlu ve sirkeli besinler civayı çözer, bu nedenle
bunlarda uzak durulmalı
2-) Sakız civayı çözer
3-) Uzun süreli ve çok çiğneme civanın çözülmesine sebep
olur.
4-) Sıcak yiyecekler ve içeceklerde civanın çözülmesine
sebep olur.
Amalgam sökülürken dikkatedilmesi gereken hususlar:
1-) Amalgamın ağız düşerek yutulmasının mutlaka önlenmesi
gerekir.
2-) Diş doktorlarının muayenehanelerini mutleka iyi
havalandırmaları gerekir.
3-) Amalgam çıkarıldıktan sonra geçici olarak çimento veya
plastik dolgu yapılmalıdır.
4-) Asla altın, palladiyum (bakır karışımlı) ve titan
kulanılmamalıdır.
Elektro-smog:
Elektromanyetik dalgaların etki alanı diyebieleceğimiz bu
durum insanların % 4’ünde görülür ve aşağıdaki
rahatsızlıklara sebep olabilir.
1-) Depresyon, immun zafiyeti ve kansere karşı mücadelede
zafiyet doğar.
2-) Hücre bölünmesi anormal şekilde artar.
3-) Urlar çoğalır.
4-) Civanın vücuda yayılması artar.
5-) İştahsızlık, başağrısı, uykusuzluk, kronik
hastalıklar,
Elekro-smog’dan korunma:
1-) Metal yataklardan kaçınılmalı
2-) Metal yorganlardan kaçınılmalı
3-) Mikrodalga fırınlar kulanılmamalıdır.
Alkol; Uzun süre alkol alma sonucu kişide kalp,
pakreas, ve mide mukazası tahrip olur ve karaciğer
yağlanır vede sertleşir. Böbreklerin tahribati zamanla
büzülmesine nede olur. Beyin hücrelerinin tahribati sonucu
beyin büzülür ve sinir sistemi tahrip olur vede beyin ve
sinir sistemindeki tahribat sonucu hipofiz gudeside
yıpranır ve ikdidarsızlık ortaya çıkar. Damarların
içyüzeyi yağlanır sertleşir vede iltihaplaır. Psikolojik
olarak ise ellerde titreme, hasaslaşma, korku, uyuyamama,
şahsiyetini kaybetme (onursuz davranışlar) , organik ve
psikolojik yetersizlıkler vede ikdidarsızlık hasıl olur.
Biranın birleşimindeki şerbetciotu humulon, lupulon ve
bunların alttürevlerini içerir. Humulon, lupulon ve
alttürevleri aynı kadınlık ( dişilik ) hormonu östrojen
(estrogen ) gibi etki yaparak zamanla erkekleri
kadınlaştırır (burada görüyoruz). (Bu 07.03.72)
Sigara
1-) Waşigton dünyaya bakış
enstitusü (Worldwatch Istituts in Washington) tarafından
yapılan
arştırmada dünyada 1990 yılında 21 milyon insanın
sigaradan öldüğü tesbit edilmiştir. (Na.6.94.16)
2-) Alman kanser kurumu (Deutsche Krebshilfe) Mart
1994’de Frankfurtta yaptığı açıklamada her yıl Almanyada
140.000. kişinin sigaranın sebep olduğu çeşitli
hastalıklardan öldüğünü tesbietmişlerdir. Başta
akçiğerkanseri olmak üzere dudak,- ağız- ve
gırtlakkanserine %95-98 oranında sigaranın sebep olduğu
tesbit edilmiştir. (Na.6.94.16)
3-) Sigaranın hücreleri tahripetiği ve kişinin daha kolay
kansere yakalanmasına sebep olduğu tesbitedilmiştir.
Almanyada 1996’da 212.888 kişi kanserden ölmüştür.
(Nhk.1.99.18)
4-) Sigaranın birleşimindeki nitrosaminler, poli aromatik
karbonhidrojenli bileşikler vede polonium 210'un
kanserojen etkiye sebep olduğu tesbitedilmiştir.
5-) Sigara içerken karbonmonoksit (CO) gazı akçiger
tarafından absorbe edilir ve kana karışan gaz oksijenden
300 defa daha büyük bir çekim güçü ile hemoglobine
yapışır. Böylece karbonmonoksit oksijenin kanda
dolaşmasını önler. Neticede beslenemeyen kalp ve beyin
hücreleri ölmeye başlar vede önce hafızayafiyeti,
kalpyafiyeti ve damarsertlikleri sonra ise beyinkanaması
vede kalpenfaktürüsüne sebep olur.
6-) Sigaranın serbest radikalleri artırdığı bununda C-ve
E- Vitaminlerinin aşırı harcanmasına sebep olduğu ve
vitaminsizlik (avitaminoz) ortaya cıkar ve deri buruşarak
kişı çirkileşir. E-Vitaminizetersizliği testosterol hormon
yetersizliğine sebep olur ve kişide cinselgüçsüzlük
(ikdidarsızlık) ortaya çıkar.
7-) Sigara dumanı ile birlikte siyanürasit (purikasit,
siyanhidrikasit, hidrosiyanikasit =HCN) kana gecer, kandan
böbreklere ve karaçiğere gecen purikasit burada kükürtle
reaksiyona girerek tiosiyanat’a (Thiocyanat) dönüşür.
Tiosiyanat (NCSH) tiroidbezindeki iyot oranını düşürür
vede burada iyotun birikmesini önlüyerek guatra sebep
olabilir. (Na.7.97.44)
8-) Sigaranın birleşimindeki benzol kan yapan organları
(Omurilik, Dalak ve Karaciðer) tahrip ederek kankanserine
(lösemi) sebep olur.
9-)
Tütüne kadmiyum toplayan bitkide denebilir, çünkü
yapraklarında aşırı miktarda kadmiyum depolar.
Tiryakilerde 4-5kat daha fazla kadmiyum bulunur ve bu made
çinkonun zıdı bir element olup, çinkoyu dışlar.Çinko 300
enzimin oluşmasında anahtar rol oynar, yani
çinkoyetersizliği enzim yetersiyliğine, enzim yetersizliği
ise sindirim boyukluğuna sebep olur. Pankreasın yeterince
lipazenzimi salgılıyamaması yağhazımsızlığına yani et ve
et mamüler, peynir ve mamüleri ve yumurta ve mamüleri
yiyemezsiniz. Bu sadece bir enzimyetersizliği olduğunda
olan durumdur. Çinko yetersizliği sonucu deriçatlaması,
kanaması ve kuruması, saçların dökülmesi ve
cinselgüçsüzlük (İkdidarsızlık) en belirgin semptomlardır.
Bilindiği gibi sindirim organlari binlerce enzim salgılar.
10-) Polonıum 210; Sigara kurşun içerir, akçiğere ulaşan
kurşun parcacıkları, bulunduğu yerden çevresine Polonium
210 radioaktif işınlar yayar. (Na.6.94.20)
11-) Sigara akçiğeri büzer, sertleştirir, siyahlaştırır
vede nefes darlığına sebep olur. Kalp sertleşir, büyür,
yağlanır, aritmi bozuklukları, tansiyon anormalikleri vede
kronaryetmezliğı ortaya çıkar.
ABORTUS: Çocuk düşürme,düşük. ABDOMİNAL: Karınla ilgili, karına ait ABSANS: Kısa süreli şuur kaybı. ABSE: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sinirli içerisi cerahat ile dolu oluşum. ABSORBSİYON: Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir. ADAPTABİLİTİ: Çevre şartlarına uyabilme yeteneği, intibak kabiliyeti ADİNAMİ: Kaslarını güç kayıbı ADNEKSİTİS: Yumurtalık ve yumurtalık yolları iltihaplanması ADRENALİN: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayi acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karacigerdeki glikojenin glikoza değismesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı saglanması şeklinde gösterir. AFAKİ: Gözde, lensin olmaması. AFAZİ: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, ayni durumun daha hafif bir formudur. AFOİNİ: Ses kaybI. Kısmi veya tam olabilir. AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim. AFT: Ağız mukazasında görülen, küçük beyaz leke şeklindeki ülser AGLÜTİNASYON: Sivi bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır. AGORAFOBİ: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur. AJİTASYON: Kişinin etrafa saldırganlıgı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum. AJİTE: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan. AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çesitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin saglanması. AKNE: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. AKONDROPLAZİ: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalitsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür. AKRODERMATİT: El ve ayak derisinin iltihaplanması AKUSTİK SİNİR: İşitme siniri. ALBA: Beyaz ALLANTOİN: Ürikasidin kristalleşmesi ile oluşan beyaz kristalleşmiş madde ALLERJEN: Allerji yaratan etken ALVEOL: Akçiğer hava keseçiği AMBLİYOPİ: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği. AMENORE: Aybaşı yetmezliği AMİLAZ: Amilaz nişastayı dikstrin ve maltoza çeviren enzim AMİNAZ: Aminoasitlerin yapısındaki amino gruplarını parçalayıcı enzim AMNEZİ: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması. ANAL: Anüs, makat ANALJEZİK: Ağrı kesici. ANAREOBE: Anaröb, oksijensiz ortamda yaşayan mikro organizma ANEMİ: Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır. ANEMİK: Kan degerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin mıktarı düşük olan kişi. ANEMNEZ: Hastanın tıbbi hikayesi ANERJİ: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanin savunma yeteneğinin kaybolması. ANESTEZI: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar yada solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir. ANJİNA PEKTORİS: Kalp anjini, Göğüste şiddetli ağrı nefes alamama ve baygınlık ile seyreden ani nöbetlerle belirgin durum. ANKSIETE: İç sıkıntısı, iç daralması. ANOREKSİ: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna ragmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. ANOSMİ: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir. ANSEFALİT: Beyin iltihabi. ANTİBAKTERİAL: Bakterileri öldürücü ANTİBODY: Antikor, herhangi bir antijene karşı vucutta oluşan bağışıklık cisimciği ANTİDİABETİK: Şeker hastalığına karşı kulanılan madde veya ilaç ANTİENFLAMATUAR: İltihabı reaksiyonu önleyen madde, ilaç... ANTİFLOGİSTİK: İltihapları önleyici ANTİHİPETENSİF: Yüksek tansiyon ANTİMİKOTİK: Mantarların gelişimini durdurucu veya öldürücü ANTİPİRETİK: Ateş düşürücü ANTİSEPTİK: Mikroplar öldürücü ANTİÜRETİK: İdrar oluşasını azaltıcı madde veya ilaç ANTİVİRAL: Virüslere karşı etkili, virüsün etkisini kıran veya azaltan ANÜS: Makat APANDİSİT: Kör bağırsak iltihaplanması APATİ: Kayıtsızlık, duygusuzluk APNE: Geçici nefes kesilmes APOFİLAKSİ: Kanın enfeksiyon etkenlerine karşı antikor oluşturma yeteneğinin azalması APOPLEKSİ: Beyin kanaması ARİTMİ: Kalp ritim bozuluğu ARTERİOSKLEROZ: Damar sertliği ARTERYOSKLEROZ: Damar sertliği ARTRİT: Eklem iltihaplanması ARTROZ: Eklem yıpranması veya bozulması ASPERGİLLOMA: Aspergillus mantar grubu ebep olduğu enfeksiyon, özelikle akçiğerde meydanagetirdiği tümrü andıran nodüler-kitle ASTIM: Nefes darlığı ATEROJEN: Deride gelişen düzensiz şişlikler, deri kisti, yağbezi ATRİUM: Kalp kulakcığı ATROFİ: Beslenme yetersizliği veya sağlıksız beslenme sonucu bir organ veya oluşumun normal yapı ve görevini kaybetmesi AVİTAMİNOZ: Vitamin yetersizliği BAĞIRSAKFLORASI: Bağırsaklardaki bakterilere verilen isim, toptan faydalı veya zararlı hepisi BERİ-BERİ: Vitamin B1 (tiamin) eksikliğiyle oluşan el ve ayaklarda poli nevrit ile oluşan hastalık BORRELİOZ: Kenenin taşıdığı virüsun sebep olduğu enfeksiyon BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması BRAKİYALJİ: Kol ağrısı. BRONŞİT: Bronşların iltihaplanması BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir. BROŞODİLATASYON: Broşları genişletici BÜL: Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir. BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon. CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir. CANDIDA: Bir mantar çeşidi. CANDİDA: Küf mantarı ÇEKUM (Caecum): İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir. CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır. CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır. CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar. CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur. ÇIBAN: Çıbanlar, derideki ter bezleri veya kıl keselerinin enfeksiyonlarıdır. ÇİÇEK: Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten kişiler bu hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır: Variola major ve variola minor. ÇİL: Deride, güneşe maruz kalma sonucu beliren, ufak lekelerdir. Bunlar, daha fazla, lokalize güneş yanıklarına benzetilebilir ve ekseriyetle sarışın veya kızıl saçlılarda görülen melanin pigmenti birikimidir. COLON İRRİTABİLE: Kolon hasaslaşması COR: Kalp. COXAE: Kalça kemiği. CYSTİTİS: Mesane iltihaplanması DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı. DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı. DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması. DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı. DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi. DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat. DALTONİZM: Renk körlüğü. DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz. DEBİLİTE: Zeka geriliği. DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması. DEFEKT: Eksiklik, kusur. DEF-İ HACET: Dışkı DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç. DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması. DEFORMASYON: Şeklini bozma. DEFORMİTE: Şekil bozukluğu. DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri. DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması. DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif. DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar. DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim. DEMANS: Bunama, muhtelif formları vardır. Senil Demans, Presenil Demans, Toxic Demans. DEMENS: Bunama DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı. DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme. DEMORALİZASYON: Moral çöküntü. DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler. DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi. DEPRESYON: Ruhi çöküntü DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik. DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi. DERMATİT: Cildin iltihabi durumu. DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı. DERMİS: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir. DİABET: Şeker hastalığı DİFTERİ: Kuşpalazı DİSK HERNİSİ:Bel fıtığı DİSKRAZİ: Herhangi bir vücut sıvısının normal birleşimini kaybetmesi, vücut sıvısının yapısal unsurları arasındaki dengenin bozukluğu ile belirgin durum DİSMENORE: Ağrılı ve sancılı adet görme DİSMENORE: Sancılı adethali DİSPEPSİ: Hazımsızlık, sindirim yetersizliği DİSPNÖ: Nefes darlığı DİSTONİ: Kas tonüsünün bozulması DİSÜRİ: Ağrılı idrar yapma DİSÜRİ: İdrar yapmakta zorlanma DİÜRETİK: İdrar atırıcı DİYARE: İshal DİZANTERİ: Ağrılı ve sancılı ishalle beliren, yaralara yolaçan bulaşıcı, salğın hastalık DRASTİK: Kuvvetli müshil yapıcı DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır. E.E.G: Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma. E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma. EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi. EPİDİDİMİT: Testis üstbezinin iltihaplanması EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen. EFFEKT: Tesir, etki. EFFEKTİF: Etkili, tesirli. EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir. EİJAKULASYON: Boşalma (meninin penisten boşalması) EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar. EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo. EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali. EKO: Yankı. EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi. EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge. EKOKARDİYOGRFİ: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem. EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması. EKSALASYON: Vecit, kendinde manevi kuvvetler hissetme EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması. EKSOJENİK: Hariçi olan EKSOKRİN: Salğısını kana aracılığı ile aktaran EKSOKRİN: Salğısını kanal aracılığı ile dışarı atan EKTAZİ: Genişleme. EKTODERM: Derinin en dış tabakası. EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali. EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları. EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır. ELEKTROANSEFALOGRAFİ: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi. ELEKTROKARDİOGRAFİ: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi. EMPİRİK: Tecrübeli EMPOTANS: İkdidarsizlik, ENDEMİK: Beli bir bölgede sıkca görülen ENDOJENİK: Dahili olan ENDOKADİT: Kalbin iç yüzeyindeki zarın iltihaplanması ENDOKRİN: Iç salğı yapan, salğısını kana veya lenfe aktaran ENDOKRİN: Salğısını kana ve lenfe akıtan ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi. ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır. ENDOMETRİT: Rahim mukazasının rahim dışında iltihaplanması ENDOMETRİUM: Rahim mukozası ENFEKSİYON: Bulaşıcı ENKÜBASYON: Hastalığa sebep olan bakteri veya virüsün vücuda girdikten sonra hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre, kuluçka devresi ENKÜBASYON: Hastalığa sebep olan etkenin vücuda girişi ile hastalık belitilerinin ortaya çıkması arasında geçen zaman ENSEFALİT: Beyin iltihaplanması ENSEFALON: Beyin. ENTERAL: Bağırsal yoluyla ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir. EPİLEPSİ: Sara, tutarga EPİSİTOMİ: Amaliyat sonrası tedavi EPİTAKİS: Burun kanaması EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası. EPİTLİOMO: Deride gelişen kanserli hücre EROTİK: Şehvet, erotik EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir. ESKALASYON: Adım adım yükselme (savaş) ESOTERİK: Mahrem, batını FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar. FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir. FALLOT'S TETRALOGY: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim. FAMİLYAL: İrsi, kalıtsal, herediter. FARANJİT: Boğaz iltihaplanması FARENJİT: Boğaz iltihaplanması FARİNKS: Yutak. FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve eriferik olmak üzere iki türlü olur. FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti. FAT: Yağ. FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan. FEBRİL: Ateşli, hummalı. FECES: Dişkı FEÇES: Dışkı. FEKALİT: Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı. FEMUR: Uyluk kemiği. FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler. FERMENTASYON: Mayalanma. FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli. FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen. FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik. FETAL: Fetus'a ait. FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim. FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde. FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması. FİBRİNLER: Protein artıklarından oluşan lifler FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması. FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru. FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü. FİBRÖZ: Lif dokusu FİBROZ: Ödemin sertleşmesi FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur. FLATULUS: Mide veya bağırsakta toplanan gaz FOBİ: Herhangi bir nesneden korkma FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır. FRİGİD: Kadında cinsel soğukluk FUNGUZİT: Mantarları öldürücü GAİTA: Dşkı GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması. GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi. GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist. GALAKTOZ: Süt şekeri. GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması. GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması. GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim. GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır. GASTRİT: Mide iltihabı. GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı. GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı. GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı. GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi. GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak. GASTROLİT: Mide taşı. GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi. GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi. GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü. GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi. GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir. GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık. GLOKOM: Karasu, göz iç basıncının artması ile belirgin göz hastalığı GLOMERÜLİT: Böbrek hücre demetinin iltihaplanması GLUKOM: Göz basıncının arması, sonucu ortaya çıkan rahatsızlık GNORE: Bel soğukluğu GRİND: Yara kabuğu HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı. HAİRY-CELL: Tüysü hücreler HALLUKS: Ayak başparmağı. HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak. HALOTAN: Anestezik bir madde. HALUSİNASYON: Hayalet görme HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör. HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması. HARMONİ: Ahenk, uyum HAŞİŞ: Esrar, haşhaş. HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu. HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi. HEMANJİOM: Kan damarlarından dogan urlar. HEMATEMEZ: Kan kusma. HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı. HEMATOM: Damar veya damarlardan çevresine kann sızması HEMATOM: Dokuda kan toplanması HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi. HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama. HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi. HEMAÜRİ: İdrarda kan görünmesi HEMİPLEJİ: Yarı felç HEMORAJİ: Kanama. HEMOROİD: Basur HEPATİT: Karaciğer iltihaplanması HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon., uçuk. HERPES: Uçuk HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül. HİOERMENORE: Aşırı ve uzun süreli adethali HİPERHİDROZİZ: Aşırı terleme HİPERKROMAZİ: Pigment fazlalığı gösteren. HİPERMETROP: Yakını net olarak göremeyen kişi HİPERTANSİYON: Yüksek tansiyon HİPERTERMİ: Yüksek ateş HİPERTİROİDZM: Tiroid bezesinin aşırı çalışması HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir. HİPOFİZ: Mercimek büyüklüğünde bir gude olup hipotalamustan gelen emirlere göre hareketeder. HİPOGONADİSMUS: Husyelerein yeterince hormon salğılıyamaması HİPOKONDRİ: Sürekli hasta olduğu vehmine kapılma HİPOKSİ: Organ ve dokularda oksijen azlığı HİPOSPADİAS: Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir. HİPOTALAMUS: Orta beynin altında bulunan bu merkezsinir ve hormonları konturoleder. HİPOTANSİYON: Alçak tansiyon HOMOCYSTEİN: Kolesterolu oksitleyen biyojen amin İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebeb gösterilemeyen. İDİOT: Doğuştan aptal. İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık. İKTER: Sarılık. İKTUS: İnme. darbe. İLEİTİS: İnce barsak iltihabı. İLEUM: İnce barsağın son bölümü. İLEUS: Barsak tıkanması. İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması. İMBESİL: Geri zekalı. İMİTASYON: Taklit. İMMATÜR: Tam gelişmemiş. İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik. İMMİNENT: Tehdit eden. İMMOBİL: Hareketsiz. İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf. İMMÜNİTE: Bağışıklık, muafiyet. İMMÜNİZE: Bağışık kılmak. İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı. İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim. İMPETİGİNOS: Ağız vebrun civarında önce kabarcıklı, sonra kabuklu yaraların oluşması İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon. İNİSİAL: Başlamakta olan İNSOMNİA: Uykuya dalamama İNSÜLİN: Pancreas tarafından üretilen hormon vücudun şeker oranın denğede kalmasını sağlar. İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen. İNTRAEPİTELİAL: Epital hücreleri içerisinde. İSKEMİ: Beli bir bölgede kansızlık JARGON: Kelimeleri yerinde kullanamama ile karekterize anlamsız ve anlaşılmaz konuşma. JEJUNİT: Jejunum iltihabı. JEJUNUM: Oniki parmak barsağından sonra gelen ince barsak bölümü. JİGANTİZM: Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm. JİNEKOLOJİ: Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı. JİNEKOMASTİ: Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi. JİNJİVİT: Diştleri iltihabı. JOİNT: Eklem. JUVENİL: Gençliğe ait. KAKOZMİ: Pis koku. KALP ANJİNİ: Göğüs kafesinde ağrı ve sıkıntı verici bir sıkışm ve burkulma hisi verir KALP ANJİNİ: Kalp sıkışması ve daralması KALP ENFAKTÜSÜ: Klap krizi KALYUM: Potasyum. KANSEROJEN: Kanser yapıcı KARDİAK: Kalbe ait. KARİES: Diş çürüğü KARİES: Diş çürümesi KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad. KAŞEKSİ: Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali. KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi. KATAR: Mukoza iltihaplanması, mukozit KATARAK: Göze merceğinin donuklaşması nedeniyle gözün önüne perde inmiş gibi durum KATETER: Sonda KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır. KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi. KERATİNİZASYON: Boynuzlaşma. KERATİT: Kornea iltihabı. KERATOMA: Nasır. KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet. KERATOPLASTİ: Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması ameliyatı. KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti. KERNİCTERUS: Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve spastisite görülebilir. KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması. KETONÜRİ: Idrarla keton çıkarılması. KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kanburluğuna verilen ad. KİNESİYA: Deniz veya araba tutması KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciğer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler. KİST SEBASE: Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler. KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar. KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır. KLEPTOMANİ: İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır. KLİMAKTERİUM: Adet kesilmesi KLONİK: Kasların istem dışı kasılma ve gevşemesi KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur. KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad. KOLAPS: Kolapsüs KOLELİTİAZİS: Safra kesesi taşı KOLESİSTİT: Safra kesesi iltihabı KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar. KOLİK: Kramplı ağrılar. KOLLAJEN HASTALIĞI: Bağ dokusu hastalığı KOLİT: Kalın bağırsak iltihabı KOLONİT: Kalın bağırsak iltihabı KONJUNKTİVİT: Göz akı iltihaplanması KONTRAKSİYON: Büzülme, çekilem, tenakkuz KONTRASİYON: Kalp kaslarını büzücü KONVÜLSİON: Çırpıntı KORPUS: Gövde. KRAMP: Kas veya kas grubunun aniden istem dışı ağrılı kasılma KRON: Taç KRUP: Krup hastalığı KUMULATİF: Birikme, yığılma KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile alınması kastedilmektedir. LABİL: Kararsız, çabuk değişen. LAGOFTALMİ: Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali. LAKRİMA: Göz yaşı. LAKTASYON: Annenin süt verme devresi. LAKTOZ: Süt şekeri LAKÜN: Küçük boşluk, delik. LAP: Lenfadenopati'nin kısaltılmış şeklidir. Lenfadenopati, lenf bezlerinde büyüme anlamına gelir. LAPARATOMİ: Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması. LAPAROSKOPİ: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun endoskopik incelenmesi. LAPPİG: Loplu LARENGOSKOP: Bogazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet. LARENGOSKOPİ: Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi. LARENJİT: Gırtlak iltihaplanması LARENJİT: Larenks iltihabı, gırtlak iltihaplanması LARENKS: Gırtlak. LARVA: Tırtıl, kurtçuk. LENF ÖDEMİ: Lenfin su toplaması LENFATİK SİSTEM: Beyaz kann dolaşımı LENFOM: Lenf bezi kanseri LENFOMA: Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur, lenf kanseri LENS: Göz merceği LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk. LİBİDO: Cinsel arzu, şehvet LİGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen isimdir. LİPAZ: Yağları, yağasitleri ve gliserola çeviren enzim LUMBAGO: Bel ağrısı MAGNET: Mıknatıs. MAKRO: Büyük. MAKROFAJ: Bakteri ve virüsleri zararsızhale getiren alyuvarların bir alt türevi MAKROFAJ: T-Öldürücü hücreleri, bakteri, virüs ve manatarlar gibi mikrolara karşı mücadeleeder. MAKROSEFALİ: Başın (beynin) normalden büyük olması. MALABSORBSİYON: Emilimin bozuk oluşu. MALADİ: Hastalık. MALARYA: Sıtma. MALASİ: Keyifsizlik, kırıklık. MALE: Erkek. MALFONKSİYON: Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması. MALFORMASYON: Kusurlu oluş, sakatlık. MALİN: Habis, kötü huylu. MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim. MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik. MALNUTRİSYON: Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir. MALPRAKTİS: Tıpta yanlış, özensiz tedavi. MAMİLLA: Meme başı. MAMMA: Meme MAMOGRAFİ: Meme filmi. MANDİBULA: Alt çene kemiği. MANİ: Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık. MANİFEST: Aşikar, gizli olmayan. MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık. MARİHUANA: Esrar. MASTEKTOMİ: Ameliyatla memenin alınması. MASTEKTOMİ: Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır. MASTİT: Göğüs iltihaplanması MASTİT: Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur. MASTODİNİ: Meme ağrısı MASTOİDEKTOMİ: Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin çıkartılması ameliyatıdır. MASTOİDİT: Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki, mastoid hücrelerinin iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder. MAZOHİST: İşkenceden zevk alan, işkence tarzı hareketlerden cinsel haz duyan. MENENJİT: Beyin zarları iltihabı Menenjit: Beyinzarı iltihaplanması MENOPOZ: Adet kesilmesi MENOPOZ: Adetten kesilme. MENORAJ: Aşırı süreli adet hali MENORAJİ: Uzun süren adethali MENORE: Adet hali MENSTRUAL SİKLUS: Adet görme dönemleri, iki adet arası. MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili. MENTAL RETERDATION: Zeka gelişiminde gerilik. MENTRUASYON: Adet görme, ay başı. (bayanlarda periodik kanama) METASTATİK: Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış tümöral oluşum) METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır. METRİT: Rahim iltihaplanması MİGREN: Yarım başağrısı MİKOTOKSİN: Mantarlar tarafından salğılanan toksik madde MİKOTOKSİN: Mantarlarin slğıladığı zehirli maddeler MİKOZ: Mantarlar, genelikle sindirim ve nefes yollarında yaşayan parazi bakteri ve virüslerdendetehlikeli olabilir. MİKOZİS: Mantarlar, genelikle sindirim ve nefes yollarında yaşayan parazi bakteri ve virüslerdende tehlikeli olabilir. MİKROPLAR: Hastalık yapıcı bakteri, virüs ve mantarlar MİSTERİÖZ: Gizli, saklı, esrarengiz MİTOZ: Hücre bölünmesi. MİYOKARDİT: Kalp kaslarının iltihaplanması MİYOKARDİT: Kalp kaslarının iltihaplanması MİYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür. MİYOPİ: Uzağı görememe MORBUS HODGKİN: Lenfom, Lenf bezi kanseri MORBUS: Hastalık MUKOLİTİK: Mukus'u eriten anlamındadır. Yani, akciğerlerde oluşan ve katılığı nedeniyle çıkarılmakta güçlükle karşılaşılan mukus'un (balgam) kıvamını azaltarak, atılmasını sağlayan ilaçlar. MUKOZA: Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası, iç deri MUKOZA: Sümmüksü iç deri MUKOZİT: Mukoza iltihaplanması MUKUZ: Mukozan salğıladığı yapışkan sıvı (tükrük, sümük vb. ) MUKUZ: Sümüksü salğı MS: multiple sclerosis veya disseminated sclerosis demek olup, beyin ve omurilikte görülen yer yer sertleşmeler nedeniyle kaslarda felce varan kuvvet kaybı ve istemli hareketleri konturol edememe ve diger sinirsel hastalıklarla kendini beli eden hastalık MUTAJENİK: Genetik değişim yaratan NANOSOMNİ: Cücelik NARKOANALİZ: Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın kullanılmasıdır. NARKOLEPSİ: Önüne geçilemiyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi. NARKOTİK: Uyutucu, uyuşturucu. NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır. NARSİZM: Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır. NATAL: Doğuşa ait. NATRİUM: Sodyum. NATUREL: Normal, tabii. NAUSEA: Mide bulantısı. NAZOFARİNKS: Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge. NEBULİZER: Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet. NEFRİT: Böbrek iltihaplanması NEFRON: Böbrek hücresi NEMFOMANİ: Kadınlarda görülen aşırı cinsel arzu NEMFOMANYAK: Aşırı cinsel arzulu kadın NEONATAL: Yeni doğana ait. NEOPLAZİ: Patalojik anlamda yeni doku oluşumu. NERVİT: Sinir iltihaplanması NEVRALJİ: Sinirsel ağrı NEVROZ: Hafif psikoljik rahatsızlık NİKTÜRİ: Gece sık sık idrar yapma NODÜL: Yuvarlak, çapı 1 cm'den küçük patolojik oluşumlar. NÖRASTENİ: Sinirsel yorğunluk NÖRODERMATİT: Allerjik ekzem iltihaplanması NÖRODERMATOZ: Allerjik ekzem NÖROLEPTİKA: Epilepsiya karşı ilaç NÖROLOJİ: Asabiye, sinir hastalıkları. NÖRON: Sinir hücresi NÖROŞİRÜRJİ: Beyin cerrahisi. NÖROTRANSMİTTER: Sinir hücreleri arasında haber taşıyan madde OBDUKSİYON: Otopsi. OBEZ: Şişman. OBEZİTE: Şişmanlık. OBJE: Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir şey. OBJEKTİF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen. OBLİTERASYON: Vücuttaki boşlukların tıkanması. OBSERVASYON: Müşahade. OBSESYON: Daimi endişe, fikri sabit, nöroz. OBSTETRİ: Doğum bilgisi. OBSTRÜKSİYON: Tıkanma, engel. ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir. ODİOGRAM: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür. ODONTOİD: Diş şeklinde. OEDİPUS KOMPLEKSİ: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir. OFTALMİK: Göze ait. OFTALMOLOJİ: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı. OFTALMOLOJİST: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı. OFTALMOPLEJİ: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo. OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet. OFTALMOSKOPİ: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi. OFTALMOTONOMETRİ: Göz içi basıncın ölçülmesi. OKKULT: Gizli, kapalı. OKLUDE: Kapalı, tıkalı. OKSİPUT: Başın arka kısmı. OKÜLER: Göze ait. OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir. (3.kafa çifti Nervus Oculomotorius) OLEKRANON: Dirsekteki çıkıntı. OLFAKTORYUS: Koku siniri. (Nervus Olfactorius) OLİGO: Geri, küçük. OLİGODENDROGLİOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör. OLİGOMENORE: Seyrek görülen adethali OLİGOSPERMİ: Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu. OLİGÜRİ: İdrarın normalden az çıkartılması OMENTUM: Karın içerisinde, barsakları örten oluşum. ONANİZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin. ONKOLOJİ: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı. OPAK: Donuk, şeffaf olmayan. OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi; inoperabl ) OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat. OPİAT: Afyonlu ilaç, uyuşturucu. OPİSTOTONUS: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali. ORŞİT: Testis iltihaplanması ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yola verilen isimdir. OSTEOFİT: Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar. OSTEOGENESİS İMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karekterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık. OSTEOGENESİS: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi. OSTEOİD: Kemik gibi, kemiğimsi. OSTEOJENİK: Kemik yapıcı. OSTEOLİZ: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi. OSTEOMALASİ: Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık. OSTEOMİYELİT: Kemik iltihabı. OSTEOPLASTİ: Kusurrlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı. OSTEOPOROZ: Kemik erimesi ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlıyan hormondur. ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir. Yasal değildir. OTİTİS MEDİA: Ortakulak iltihaplanması OTOİMMÜN: Vücudun dokusuna karşı antikor üretmesi OTOJEN: Kendi kendine canlılık kazanma (Meditasyonla vb.) OVOBLAST: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi. OVOSİT: Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi. OVÜLASYON: Kadınlarda yumurtalıklarda ovüm'ün (Yumurtanın) atılmasıdır. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasına rastlayan 11-14. günler arasında olur. ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir. PAKİMENENJİT: Beynin en dış zarının (dura mater) iltihabıdır. PALİLALİ: Psikolojik bir bozukluk olup, aynı cümle veya kelimenin bir çok defa tekrarlanmasıdır. PALPASYON: Elle dokunularak yapılan muayene. PALPİTASYON: Kalp çarpıntısı. PALSY: Felç, inme. PALYATİF: Hafifletici. PAN: Bütün. PANARİS: Tırnak yatağı iltihabı, dolama. PANARTERİT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum. PANDEMİ: Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniş bir alana yayılmasına verilen isimdir. PANKARDİT: Kalbin bütün zarlarının iltihabı. PANKREAS: Karın boşluğunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleşik bir organdır.Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan şekerini düzenler. PANKREATİT: Pankreas iltihabıdır. PANOFTALMİ: Gözün bütün tabakalarının iltihabı. PANSİNÜZİT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı. PAPAVERİN: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücüetkiye sahip bir alkaloid. PAPİLLİT: Görme sinirinin retinaya girdiği yerin ödemli iltihabı. PAPİLLOKARSİNOM: Kötü huylu papillom. PAPİLLOM: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler. PAPÜL: Ciltteki, sınırları belirgin, kabarık, 1 cm'den küçük çaplı lezyonlardır. PARA: Yanında, yan. PARAKARDİAK: Kalbin yanında, kalbe komşu. PARALİTİK: Felç olan, felçli kişi. PARALİZİ: Felç. PARAMEDİAN: Orta hattın yanında, orta hatta yakın. PARAMEDİKAL: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliği kısmen ilgilendiren. PARANAZAL: Burun boşluğunun yanında, buruna komşu. PARANKİM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. Örneğin, karaciğer parankimi denildiği zaman, karaciğerin bütünü anlaşılır. PARAOZEFAGEAL: Özefagusun ( yemek borusu ) yanında yer alan. PARAPAREZİ: Belden aşağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup, yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması. PARAPLEJİ: Belden aşağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali. PARASENTEZ: İçinde su veya cerahat toplanmış bir vücut boşluğundaki sıvıyı çıkarmak için yapılan delme ameliyatı. PARATİROİD: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim. PARATİROİDEKTOMİ: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması. PARATRAKEAL: Nefes borusunun yanında yer alan. PARAVERTEBRAL: Omurganın ( Vertebral Kolon ) yanında yer alan. PARAZİT: Asalak. PARAZİTEMİ: Kanda parazit bulunması. PARENKİM: Organın kendine özel doku yapısı. PARENTERAL: İlaç veya serumların ağız yolu ile değil damar yolu, adele içi gibi yollarla verilmesi. PARESTEZİ: Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar. PARİETAL KEMİK: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim. PARKİNSON: Parkinson hastalığı PAROKSİSMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen. PAROTİS BEZİ: Kulak altı tükrük bezi. PAROTİTİS: Kabakulak. PARSİYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi. PARTİKÜL: Parçacık, zerre. PARTUS: Doğum. PATALOJİK: Hastalık yapıcı PATELLA: Diz kapağı kemiği. PATOGENEZ: Hastalığın esas ve gelişimi. PATOGNOMONİK: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık akla gelmelidir gibi. PATOJEN: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar. PATOLOG: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen değişimleri inceleyen bilimle uğraşan kişi. PATOLOJİK: Normal olmayan, hastalıklı. PEDİATRİ: Çocuk hastalıkları ile uğraşan tıp dalı. PEDİATRİST: Çocuk hastalıkları uzmanı. PELVİS: Leğen kemiği. PENİS: Erkek cinsel organı. PERİKARD: Kalp kesesi PERİTON: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boşluğunun iç yüzünü örten zardır. PERİTONİT: Peritonun iltihabıdır. PERORAL: Ağız yolu ile. PESTİZİD: Haşere öldürücü PETEŞİ: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması) PHENOTYPE: Kişinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü. PİTRİASİS: Daha çok gövdede ve uzuvların gövdeye yakın yerlerinde yerleşen, bazan kepeklenme gösteren bir cilt hastalığıdır. PİYELİT: Böbrek yatağını iltihaplanması PLAK: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak başkaları tarafından genellikle anlaşılmayan bir terimdir. Yüksekliğine oranla kapladığı alan geniştir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında (psöriasis) görülür. PLAQUES: Protein artıklarından oluşan birikintiler PLEVRA: Akciğerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar. PLEVRAL: Plevraya ait. PLÖREZİ: Plevra iltihabı. Akciğerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi. PLÖRİT: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı. POLİARTRİT: Birden çok eklemin iltihaplanması POLİKİSTİK: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluşumlara verilen addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi. POLİP: Organların ve vücut boşluklarının iç yüzünü kapsayan mukoza adı verilen tabakadan menşeini almış, saplı iyi huylu küçük ur. POLİÜRİ: Sık sık idrar yapma POLLEN: Çiçek tozu POLLİNOSİS: Bahar nezlesi PROLAPSUS: Disk sarkması PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altında ve idar yolunun başlangıcında bulunan genital sisteme ait bir bez. PROSTATİT: Prostat iltihabı. PROTEİNAZ: Proteinları parçalayan enzim PSÖDOKRUP: Girtlak iltihaplanması PSORİASİS: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diğer bölgelerinde rastlanan simetrik, kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi bilinmemektedir. Bkz Resim PULMONER ARTER: Akciğerin büyük besleyici arteri. PULMONER: Akciğer veya akciğerlerle ilgili. PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır. RABİES: Kuduz. RADİKAL: Sebebe yönelik, köklü. RADİKÜL: İnce dal, küçük kök. RADİKÜLİT: Omurilikten çıkan sinirlerin (spinal sinir) kök iltihabıdır. RADİKÜLOPATİ: Spinal sinir köklerini tutan herhangi bir hastalık. RADİUS: Ön kolun dış tarafında (baş parmak tarafında) bulunan kemiktir. RADYOAKTİF: Radyasyon yayan özelliğe sahip. RADYODERMATİT: Işına maruz kalmış ciltte meydana gelen dermatit. RADYOLOJİ: Genel anlamda X ışınları,ses dalgaları veya diger yöntemleri kullanarak teşhis hizmetleri veren tıp dalıdır. RADYOTERAPİ: Işınlama kullanılarak yapılan tedavi yöntemi. RAHİM: Uterus, döl yatağı. RAŞİTİZM: D vitamini eksikliğinin neden olduğu, çocuklarda görülen bir hastalıktır.Kemik teşekkülünün tam olmaması nedeniyle tedavisi geciktirilmiş, ihmal edilmiş vakalarda uzun kemiklerde deformiteler teşekkül eder. REFRAKSİYON: Kırılma. REFRAKTOMETRE: Görme bozuklukluklarını ölçen cihaz. REGENERASYON: Hücrelerin yenilenmesi REGRESYON: Bir hastalık belirtisinin gerilemesi, şiddetinin azalması. REGURJİTASYON: Yenilen yiyecek ve içeceklerin, kusma olmaksızın ağıza geri gelmesi. REHABİLİTASYON: Fiziki hareket kusurlarını düzeltme, yeniden kazandırma. REJENERASYON: Harap olmuş bir dokunun kendini yenilemesi, tamiri. REJİONAL: Bir bölgeye ait. REKTUM: Son bağırsak, kaın bağırsağın son kısmı RELAKSANS: Rahatlama RELAKSİN: Gebelik esnasında meydana gelen ve doğum işlevinde gevşetici rol oynayan hormon. REMİSYON: Hastalık belirtilerinin sönmesi. RENAL ARTER: Böbrek arteri. RENAL: Böbrekle ilgili. REPRODUKTİF : Çoğalabilen. RESPİRASYON: Solunum, nefes almak. RESPİRATUVAR SİSTEM: Solunum sistemi. RETANSİYON: Birikme, toplanıp kalma. RETİKÜLER: Ağ gibi, ağ biçiminde. RETİNA: Gözün ağ tabakası RETİNA: Gözün en iç tabakası, ağ tabaka. RETİNİT: Retina iltihabı. RETROBULBER NÖRİT: Görme sinirinin, gözün arka kısmındaki bölümünün ani görme kaybı ile karekterize iltihabi durumu. RETROBULBER: Göz küresinin arka kısmı. RETROGRESSİV: Gerileyen. RETROPERİTONEAL: Periton zarının arkasında. RETROVERSİ: Bir organın normal konumda değil arkaya doğru eğik durumda olması. REVASKÜLARİZASYON: Yeniden damarlanma. REYNAUD: Sebebi bilinmeyen, daha çok orta yaşlı kadınlarda rastlanan bir rahatsızlık olup, özellikle soğuğa maruz kalınca parmaklarda morarma ve hissizleşme ile karakterize bir damar rahatsızlığıdır. REZEKSİYON: Bir organ veya vücut kısmının bir bölümünün veya tamamının çıkartılması. REZİDÜ: Artık, bakiye. REZİDÜEL: Kalan, artan. REZİSTAN: Mukavim, dirençli. REZİSTANS: Direnç, mukavemet. REZORBSİYON: Emilme. SADİST: Başkasına işkence etmekten zevk alan kişi. SADİZM: Başkalarına acı vermekten cinsel haz duyma. SAFRA KESESİ: Karaciğerden salgılanan safranın toplandığı kese şeklindeki organ SAFRA: Karaciger tarafından salgılanan, yeşilimsi kahverengi bir sıvıdır. SAGİTTAL: Vücudu sol, sağ şeklinde ortadan ayıran düzlem. SAK: Kese, torba. SAKKÜLER: Keseye benzer, torba gibi. SAKRALİZASYON: Beşinci bel omuru ile kuyruk sokumu kemiğinin birleşik olmasına verilen isim.Yapısal bir farklılıktır. SAKROİLİAK EKLEM: Sakrumla kalça kemiğinin, sağda ve solda yapmış olduğu eklem. SAKRUM: Kuyruk sokumu. SALİSİLİK ASİT: Ateş düşürücü etkisi olan ve aspirin yapımında kullanılan bir madde. SALMONELLA: Bir bakteri türü. SALPENJİT: Tuba uterinaların iltihabı. SALPİNKS: Tuba uterina, rahimle yumurtalıklar arasındaki geçişi sağlayan, sağlı sollu iki tarafta bulunan tüpler.Tüplerin tıkalı olması kısırlığa neden olur. SEBORE: Yağ bezelerinin aşırı yağ salğılaması SEDASYON: Hastanın sakinleştirilmesi. SEFALJİ: Baş ağrısı SELLULİTS: Bağdokusu iltihabı SEMPTOM: Patalojik durumu veya hastalğı göstermek üzere vücutta meydana gelen belirti SEMTOM: Hastalığın belirtileri SENDROM: Belli belirtilerin oluşturduğu klinik gösteri SENKOP: Bayılma SEROTONİN: Bu hormonun yetersizliği sinirsel vepsikolojik rahatsızlıklara sebep olur. SİMPLEKS: Tek maddeden oluşmuş, basit, sade. SİNUZİT: Burun boşluğu-, alın boşluğu-, ve çene boşluğundan birinin veya bir kaçının iltihaplanması SİNÜZİT: Sinüs adı verilen yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına sinüzit adı verilir. SİROZ: Bir organda sertleşme ve nedbeleşme ile karakterize fibröz doku oluşumuna verilen isimdir. Ancak bu terim hemen her zaman karaciğerin görevini yapamamasıyla ilgili, kronik karaciğer iltihabı için kullanılır. SİSTİS: Mesane SİSTİT: Mesane iltihaplanması SİSTİTİS: Mesane iltihaplanması SİSTOLİK: Kalbin kasılma devresi SİTOLOJİ: Hücre bilimi. SKOLYOZ: Omurganın sağ veya sola doğru eğrilikleri ile karakterize şekil bozukluğu. SKROTUM: Testis torbası, scrotum SNORE: Horlama SOMATOSTATİN: G
1-Suyu seviniz. Güne iki bardak su içerek başlayıp, gün boyunca 2- 2,5 litre su tüketmeye çalışınız.
2-Her sebze ve meyveyi mevsiminde en az iki defa tüketiniz. Doğanın tamamını kullanmış sayılırsınız.
3-Çocuklar için sütü, büyükler için de özellikle yoğurdu her gün sofranızdan eksik etmeyiniz. Yaşamın sırlarından biri olan probiyotikleri bünyenize almış olursunuz.
4-Hasta olmasanız bile, şifalı otları/bitkileri kullanarak vücut direncinizi (immün sistemi) kuvvetli tutunuz.
5-Evinizde kurutulmuş nane, ıhlamur, adaçayı, kekik, kuşburnu, fesleğen, keten tohumu, zencefil, çörekotu, günlük, yeşil çay ile soğan ve sarımsağı her zaman bulundurunuz. Her gün bunlardan en az birini kullanmaya çalışınız ki bunlar vücudunuzun koruyucu şövalyeleridir.
6-Sarımsak, soğan, tere, maydanoz, nane, dereotu, roka, fesleğen türü yeşillikleri fazla tüketiniz. Bunlar vücudunuzun yakın korumalarıdır.
7-Salatanızı mümkün olduğu kadar çok çeşitten oluşturunuz.
8-Hazır çorbalar yerine kendi yaptığınız çorbaları tercih ediniz. Gıdanın en doğalını elde etmiş olursunuz.
9-Kış için ev yapımı domates salçasını tercih ediniz. Domates tanrının bize armağanı harika bir antioksidandır.
10-Katkı maddeleri içeren gıdaları, mevsim dışı sebze ve meyveleri fazla tüketmeyiniz. Bünyenizi fazla dinamitlememiş olursunuz.
11-Yılda dört kez, on beş gün hiç et tüketilmemesi yararlıdır.
12-Günlük 3-4 adet badem, ceviz ve fındık almanız sizi her daim kuvvetli kılar,
13-Haftada en az 2 kez bakliyat ve balık tüketmeğe çalışınız.
14-Sıcak yemekler için toprak, çelik ve cam kapları tercih ediniz.
15-Kış aylarında tulum peyniri, portakal, limon, greyfurt, mandalina ve kuşburnu tüketimini artırınız.
16-Kışın dışarıda işleriniz yoğun ise; güne pekmez içerek başlayınız. Bu uygulama vücudunuzun antifrizidir.
17-Zihinsel çalışıyorsanız kuru üzüm yiyiniz. Beyniniz enerjisiz kalmasın.
18-Ekmek tercihinizi kepekliden yana kullanınız. Bağırsaklar kepekli tam posalarla tanışsın.
19-Her sabah 20 dakika derin nefes alıp verme çalışması yapılması, her nefes alımlarında 4-5 saniye nefesin içimizde tutulması çok yararlıdır. Doğru nefes aldığın kadar hafiflersin.
20-Sabahları ofis ve evinizi 5 dakika tam havalandırarak maksimum düzeyde oksijen, günlük 30 dakika tempolu yürümekle de tüm organlarınızı kazanırsınız.
21-Gülmeyi hiç ertelemeyiniz. Ruhunuzun en iyi ilaçlarındandır.
22-Gece uyku ortamının karanlık olması, yorgunluk durumlarında ise öğleyin kısa süreli uykular iyidir. Vücudumuzdaki pek çok restorasyon işlemi gece, kısa süreli uykularda da günlük tamiratlar yapılmaktadır.
23-Fırsat buldukça toprağa çıplak ayakla basınız. Tüm olumsuzluklarınız toprağa geçer.
24-Her gün 5 dakika gözlerinizi kapatıp hiçbir şey düşünmemeyi öğreniniz. Bu sizin yeniden doğumunuz gibidir.
25-Yaşamınız boyunca, vücudunuzu çok kötü üşütmemeye çalışınız.
26-Kahvaltı masanızda balı her daim bulundurunuz. Bin bir çiçeğin özütüdür o.
27-Yağ tercihinizi genelde zeytinyağından tarafa kullanınız. Vücudunuz hep bunu bekler.
28-Kahvaltının mutlaka tam yapılması, öğle öğününün orta, akşam öğününün de hafif alınması her daim iyidir.
29-Tuz ve şekeri bünyenize ölçülü alınız. Bunların azı karar fazlası hep zarardır.
30-Margarinleri fazla kullanmamak cildinize, kalbinize ve damarlarınıza verdiğiniz en büyük ödüldür.
31-Günlük bir elma ve bir havucun bünyenizde harikalar yarattığını unutmayınız.