<$BlogMetaData$>






Sezgiler Önemlidir

...

KOMİK

BİLİM

GOOGLE

MSN ÜNLÜLER

MSN RESİMLER

KADINLARA ÖZEL

HERSEY OYUN

FENERBAHÇE BLOGU

OTTOMAN BLOG

18 +

GeLinLikler

GüZeLLeRim

MSN AVATAR

MSN OLAYI

TESETTÜR OLAY

ÇOK KOMEDİ

FİLMİ ONLİNE İZLE

FİLM İZLESENE

CANLI SİNEMA İZLE

Gooooogle
Kadınlar Özel
Müzik Dinleyebilirsin
Oyunlar Oyna
Resim, Avatar Galerisi
Gooooogle
Katagorilerim
Arkadaşlarım
Siyonizm
Petrol olaylari
CIA Ajan Durumlari
Ekonomi durumlari
Ecdadimiz
Ermeniler
Amcikerika!
İlimlenmek Lazım
Israil özürlüleri
Masonluk
Strateji
Sultan Abdulhamit
Ame rikanın Bölünmesi
Anadoludaki Petrol
Balkan Türkleri
Biz Osmanlıyız
Emir Eri Papazlar
Fatih Sultan Mehmet
Hizbullah Füzeleri
Kıc Öpme Ritueli
Atatürkçülüğe Saklananlar
PKK Gerçekleri , itiraflar
Zavallı Para Delileri
Psikolojik Savaş
Ezik Yunanistan
Masonlar , Biraderler
Müslüman Bilim Adamları
Masabaşı Haberleri
11 Eylül
28 Şubat
Abd Medyası
Ajanlar
Balkanlar Türktür
Mustafa Kemal
Hristiyanlık
Illuminati
Kanuni Sultan Süleyman
Hukuk
Kıbrıs
Komik
Kur'an-ı Kerim
Masonlar Yusuf Yusuf
Medrese - Gerçek Üniversite -
Pislik Masonlar
Ortadoğu
Sağlık
Türk Girişimciler
Türk Sanatları
Bağlantılarım

İstatistik


Tuvalet Yazıları [Bu yazıyı izle]

5/8/2007

İstemeden çıkardığınız sesi Burada isteyerek çıkarma özgürlüğünüz var.

Bugünkü falımda "size bir yol görünüyor" yazıyordu Doğru çıktı,Bok yoluna geldik...

Kokunu çekmek istemiyorsan sifonu çek

Acele işe ŞEYTAN KARIŞIR bende işeyeceğim

Osuruk kıçı konuşturmaya çalışmanın başarısız bir denemesidir...

İnsan istediği kadar dönebilir fakat kıçı hep arkasında kalır

Tuhaf sesleri örtebilmek için , ıslıkçalmanızı veya şarkı söylemenizi öneririz.

Lütfen sessiz iseyin, zavalli İstanbullu'lar sular geldi sancak.

Bunca içine ettiğimiz dünya'nın neden sifonu yok

Sevgili Tosun,tuvalet yazılarına hayranım acaba bir imza günü düzenleyebilir misin?

İki yanağı olan herşey surat değildir

Azimle sıçan taşı deler

Pisuvara izmarit atmayınız => Biz sizin kültablanıza işiyormuyuz ??

Poponuzu tuvalet kağıdı yerine gazete ile silin Böylece hem kağıttan tasaruf edersiniz hemde kültürlü bir kıçınız olur...

Hayali ihracaat yapmayın sesli ihracaat yapın daha az kokuyor....

Tuttuğun altın olsun

Eller yukarı fermuar aşağa ...

Kenefe ne gerek var dünya'yı kenef'e çevirmedik mi?

Bazı gerizekalıların dikkatine ; "oturmadan önce kapağı kaldırın"

Acı Kebap seven çıkışına katlanır

Elektrik tasarufu yap karanlıkta hedefi tutturmayı öğren..

romantik resimler…

26/3/2007

 

 

 

 

SUNAY AKIN hayatı ve şiirleri

20/2/2007




1962’de Trabzon’da dogdu. Otaögrenimini Istanbul Kosuyolu Lisesi’nde tamamladi. Istanbul Üniversitesi Fizik Cografya Bölümü’nden mezun oldu. Ilk siirleri 1984’te dergilerde yayinlandi. Arkadaslariyla birlikte 1989’da Yeni Yaprak, 1990’de Olmaz adli siir dergilerini çikardi. Istanbul’da yasiyor.





ALACAK 

Yol kenarlarindaki
yagmur mazgallarini
kumbara sanip
harçligimi atardim
bu yüzden en çok
denizden alacakliyim


ANTIK ACILAR 

Geçim parasi için
nice yaslinin
eski Istanbul evlerinden
getirdigi esyalar
üstüne kâr koyulup
satiliyor antik
acilar çarsisinda


AT KOKUSU 

Son evi gösterin bana Istanbul' da
vapur sesinin duyuldugu
ki kapisini çalip
söyleyeyim içindekilere
daha çok kedi yavrusu ezilsin diye
eski iskeleleri
sahil yoluyla ayirdiklarini
denizden
Karsiliginda ben de size
kanaryasi ölüp
kuaför salonuna dönüsmeyen
kaç mahalle berberinin
kaldigini söylerim
ya da kaç fötr sapkanin
tutsak oldugunu
köhne bir konagin
askisinda
Kaç faytoncunun
artik taksicilik yaptigini da bilirim
ama söylemem
onu da siz bulun
dikiz aynasina takili boncuklardaki
at kokusundan


BECERIKSIZ 

Kabugunu koparmadan
ne bir elmayi soyabildim
ne de iyilestirebildim bir yarami
ama karsima çikinca
kizmadim hiç elma kurduna
bendim çünkü biçagi saplayan
onun yurduna
Sair diyorlar benim için
bilmiyorum oysa
her siire konmali mi uyak
her yere nedense
konamiyor teyyare
hay dilimi
ari türkçe soksun; uçak
Kaptan olmak isterdim
aynanin karsisinda
eski bir sinema yildizi
gibi aglayan
Istanbul'un hatlarinda
bir firça hafifligiyle gidip
gelen vapurlara
Eskimo bir sair dokunuyor omuzuma
ve Kiz Kulesi'ni göstererek
birak artik diyor üzülmeyi
yedi tepeli bu sehirde
siir okunacak tek yer
elbette denizin ortasindaki
su küçük buz dagi
Terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnizca sen anlarsin
ignenin deliginden geçsin
diye ipliklerin
bir anlik islatildigi dudaklara
takilip kalan annem


BEYAZPERDE 

Artiyor kara çarsaflilar
yurdumun her kösesinde
neden olacak
siyaha boyanip
kadinlara giydiriliyor
yikilan sinemalardan
geriye kalan
onca beyaz
perde


CEPHEDE 

Aslinda ben daha güzel ölürdüm
arka bahçede askercilik oynarken
tahta tüfegimle topraga uzanir
annemin sesiyle dogrulurdum hemen
-Çabuk kalk üstün kirlenecek hinzir!
Yerdeyim yine bak annecigim
n'olur kizma adimi çagir


CUNTA 

Gördünüz mü keyfini
generalin
basini sikarken
yüzünde çikan
sivil'cenin


ÇEKMECE 

Büyüklerle ben yapamiyorum
çocuklar da almiyor beni oyunlarina
devlet dairesinde
yangindan kurtarilmayacak
sikismis bir çekmece gibiyim
açilamiyorum sana
Kardesiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasil sevmezsin esitligi
yürürken düsen çoraplarini
ayni hizaya getirmek için
annen degil miydi önünde diz çöken
Öpüsme sahnesinin tam ortasinda
içeri girdigin yazlik sinemanin
yer göstericisiyim
yürüyorsun fenerimin isiginda
yer:Kiz Kulesi
ve sonu ayrilikla bitecek
hüzünlü bir ask filmini oynuyor
beyaz duvarinda
Bir kez olsun çikmazken agzindan
seni sevdigimi
her gün söylememi yadirgama
bil ki bu sehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarim vapurlara
Son karesi gibi Red Kit'in
batan günese dogru
sürerken atimi
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnizca
rüzgar çekistiriyor atkimi


ÇUKUR 

Bilerek mi yanina
almadin giderken
basinin yastikta
biraktigi
çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin dogrulugu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmisti
ki göbegimde durur
onun yoklugundan
bana kalan
çukur


DENIZ 

Yasli bir devrimci
düsürmez hiç agzindan
özgürlük kelimesini
ve yatmadan önce
bir bardak su yerine
denize birakir
takma dislerini


DEVRIM 

Temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yil
kirlenen duvarda
ama görebilmek için
asildigi çividen indirilmelidir
yapraklari biten takvim

Zorbalara direnmektir devrim
bir çocugun
annesinin çantasindan aldigi paralari
altina gizledigini
söylememistir dövülen
hiçbir hali

Içinde yasamaktir devrim
dikis kutusunun
ve topluigneler gibi
bir arada olmayi gerektirir
karsi koyabilmek için zulmüne
makas denilen patronun

Gece isiklar arasinda kosmaktir devrim
ates böceklerini
yakalamak isteyen çocuklarin
pesine takilir gün gelir
yanip sönen mavi isiklari
polis arabalarinin

Kagit bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çiksa da sonunda
tasidigi özgürlük siiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularinda

Kim bilir kaç yunus görmüs
kaç deniz gezmis...


HARÇ 

Bilemiyorum hangi gökdelenin
tuglalari arasindadir
elele yürüdügümüz
ve seni
ilk kez öptügüm
o kuytu kumsal
Ama duyarim
bir misir tarlasinin
yüregindeki telasi
görülünce dagin ardindan
kentin ilk gökdeleni
Daha kamyonlar dolusu
kum elenir
insaat önlerinde
ayiklanir deniz kabuklari
yok edilir gibi
bir cinayetin izleri


KAFATASI 

Yurdundan çok uzaklarda
ölen bir askerin
kafatasi
kendisini bulan
çocuklarin ellerinde
hiç bilmedigi oyunlara
alet oluyor
Ikinci defa!


LEBLEBI 

Nasil ayrilir
ürkeklik
ayaklari ilk kez
bir misir tarlasina
degen kargadan
Ne zaman
karar verir rüzgar
firildakla oynamayi birakip
kizlarin eteklerini
uçusturmaya
Ne yazar
ani defterine
kuru bir tarlaya
ilk düsen yagmur damlacigi
Akilli çocugun
bilgisayaridir leblebi
siz hiç anlamadiniz mi
leb denmeden
bir seyleri ...


MADALYA 

Bayram yerinde canlandirilirken
kentin kurulusu
ayaklari kesilen gazi
koltuk deyneklerini
birakmadigi için alkislamadigina
inandirir herkesi
Ölü askerlerin ceplerinden
topladiklari kanli fotograflari
baris toplantilarinda
sinema önündeki çocuklar gibi
birbirleriyle nasil degistirdiklerini
bilir generallerin
Kaç askeri
kendisine özendirdigini de saymistir
savasin tam ortasinda
kuyrugunu birakip
kumtorbalari arasindan
evine kaçan kertenkelenin
Bayram yerinde canlandirilirken
kentin kurtulusu
ayaklari kesilen gazi
hiç düsünmeden
degisir madalyasini
çorap kokusuna


MEÇHUL 

Mahalledeki çocuklarin
piç diye kizdirdigi
ayakkabi boyacisi
babasinin özlemiyle
önüne kurar sandigini
meçhul asker
anitinin!...


MIGFER 

Yagmur sinmis topraga
usulca geceden
su içiyor göçmen kus
ölü bir askerin
ters dönmüs migferinden
Çok yasamayi diliyor
siperlerin içinde
birbirlerine askerler
hapsirik sesi
beklemeden
Korkulacak bir sey
olmazdi gözlerinde
belki ölmek
onca silah sesinden
kaçmasaydi kus
telasli ve ürkek


MINARE 

Top oynayan arkadaslarini
minareden gördügü
için acelecidir
ezan okuyan
çocugun sesi


ÖLÜ ASKER 

Nasil da istemistim
savasa gitmeden
sevgilimle evlenmeyi
ama nereden bilebilirdim
ki silahin
demirine çarpip
saklandigim yeri belli edecegini
parmagimdaki yüzügün...


SEHIT 

Istanbul' da bir sehir
hatlari vapuruna
verildi adim
iki kiyi arasinda
usanmadan dolasir
her iskelede
seni ararim


ŞEMSİYE 

tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla

anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüz ölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafaesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden

yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım hergün şemsiyeye
altında elele
nasıl görünürdük diye


SIIRT 

Avcinin kistirdigi ceylan
bir digerine kaçip
kolayca kurtulsun diye
omuz omuza vermistir
yurdumun daglari
Tutuklanirsa yurdumdaki
böceklerin hepsi
digerlerinden ayri
bir hücreye konur
kitap güvesi
Ambalaj kagidi gibi kullanilir
basörtüsü yurdumda
bir çocukluk anisi olarak
günesi paketler
genç kizin saçlarinda
Ve sorunlarini
tartisirlar siirin
yurdumun sairleri
tank paletleri altinda
ezilirken Siirt!


SÜNGÜ 

Kardes payi
yapmak için mi
uzattin süngünü
elimdeki
elmaya


TAHT VE YÜKSÜK 

Tahtlarin altindaki sümükleri silmezler
çünkü ata yadigaridirlar
ve müzelerde
görmemesi için halkin
bir cemakanin içinde
sergilenirler
Kapilarida hep devdir
dünyadaki saraylarin
tokmaga uzanip
sokaktaki çocuklarla
oynamasin diye
veliahtlar
Sakin beni tarihçi sanmayin
sayfalarini yirttim
yüz ünlü türk
adli kitabin
terzi dükkanindaki resmine
içinde rastlamayinca
kilinci dikis ignesi
kalkani yüksük olan
babamin


YALNIZLIK 

Semsiye yapimcilari
islanmaktan
tek kisiyi koruyacak genislikte
kesince kumaslari
yagmur degil
yalnizliktir yagan
Daha da hüzünlendirir her gece
kentin sokaklarini
bekçinin nefesiyle
düdügün içinde dönen
nohut taneciginin
yalnizligi
Ne çok sevinirim bilseniz
bir yilan
mezarima girerde
gögüs kafesimin kemikleri içinde
kis uykusuna
yatarsa

YAHYA KEMAL BEYATLI hayatı ve şiirleri

20/2/2007




Asil adi Ahmed Agâh'tir. 2 Aralik 1884 tarihinde Üsküp'te dogdu, 1 Kasim 1958 tarihinde Istanbul'da ölmüstür. Istanbul'da Vefa Idadisi'ni bitirdikten sonra, Jön Türklere katilmak için Paris'e kaçti. Paris'te Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu'nda ögrenim gördü. Ögretmenlik, ögretim görevlisi, milletvekilli, büyükelçi olarak çalisti. Yahya Kemal, yurt disinda edindigi yüksek nitelikli begeniyle, Bati siirine yönelme yerine, geleneksel divan siiri içinde, biçime agirlik taniyan, dil isçiligi olaganüstü, yetkin siirler kazandirmistir.





MEHLIKA SULTAN 

Mehlika Sultana asik yedi genc
Gece sehrin kapisindan cikti;
Mehlika Sulatna asik yedi genc
Kara sevdali birer asikti.

Bir hayalet gibi dünya güzeli
Girdiginden beri rüyalarina;
Hepsi meshur o muamma güzeli
Gittiler görmeye Kaf daglarina.

Hepsi sirtinda aba günlerce
Gittiler icleri hicranla dolu;
Her günün ufkunu sardikca gece
Dediler: "Belki son aksamdir bu!"

Bu emel gurbetinin yoktur ucu
Daima yollar uzar, kalb üzülür;
Ömrü oldukca yürür her yolcu
Varmadan menzile bir yerde ölür.

Mehlikanin kara sevdalilari
Vardilar cikrigi yok bir kuyuya,
Mehlikanin kara sevdalilari
Baktilar korkulu gözlerle suya.

Gördüler: aynada bir gizli cihan..
Ufku cepcevre ölüm servileri
Sandilar dogdu icinden bir an
O uzun sacli, uzun gözlü peri.

Bu hazin yolcularin en kücügü
Bir zaman bakti o viran kuyuya
Ve neden sonra gümüs bir yüzügü
Parmagindan siyirip atti suya.

Su cekilmis gibi rüya oldu!
Erdiler yolculugun son demine
Bir hayal alemi peyda oldu
Göctüler hep o hayal alemine.

Mehlika sultana asik yedi genc
Seneler gecti henüz gelmediler;
Mehlika Sulana asik yedi genc
Oradan gelmiyecekmis dediler.


AKSAM MUSIKISI 

Kandilli`de, eski bahcelerde,
Aksam kapaninca perde perde,
Bir hatira zevki var kederde.

Artik ne gelen, ne beklenen var;
Tenha yolun ortasinda rüzgar
Tesrin yapraklariyle oynar.

Gittikce derinlesir saatler;
Rikkatle, yavas yavas ve yer yer
Sessizlik daima ilerler.

Ürperme verir hayale sik sik,
Her bir kapidan giren karanlik
Cok belli ayak sesinden, artik.

Gözlerden uzaklasinca dünya,
Binbir geceden birinde, güya,
Baslar ru`ya icinde ru`ya.


KAR MUSIKISI 

Bin yildan uzun bir gecenin bestesidir bu,
Bin yil sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Bir kuytu manastirda dualar gibi gamli,
Yüzlerce agizdan koro halinde devamli,

Bir erganun ahengi yayilmakta derinden,
Duydumsa da zvk almadim Islav kederinden.

Zahnim bu sehirden, bu devirden cok uzakta,
Tanburi Cemil Bey caliyor eski plakta.

Birden bire mes` udum, isitmek hevesile,
Gönlüm dolu Istanbul`un en özlü sesile.

Sandim ki uzaklasiti yagan kar ve karanlik
Uykumda bütün bir gece körfezdeyim artik.


SESSIZ GEMI 

Artik demir almak günü gelmisse zamandan,
Mechule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hic yolcusu yokmus gibi sessizce alir yol;
Sallanmaz o kalkista ne mendil ne de bir kol.

Rihtimda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Bicare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranli hayatin ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmis ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmiyecekler.

Bircok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir cok seneler gecti; dönen yok seferinden.


GECE 

Kandilli yüzerken uykularda,
Mehtabi sürükledik sularda.

Bir yoldu parildayan gümüsten
Gittik bahsacmadik dönüsten.

Hülya tepeler, hayal agaclar...
Durgun suda dinlenen yamaclar...

Mevsim sonu öyle bir zamanki,
Gaip bir musikiydi sanki.

Gitmis, kaybolmusuz uzakta,
Rü`ya sona ermeden safakta.


YAHYA KEMAL`in SÖYLEDIGI SON BEYIT: 

Ölmek kaderde var, yasayip köhnemek hazin
Bir care yok mudur buna ya Rabbel`alemin?

« Önceki ::
Son Yazılarım
Blogum

Güzel Linkler
Son Yazılarım
Gooooogle
Linkler
E Kitaplar
Videolar
Programlar


Link Siteleri

eXTReMe Tracker


Hosting

Add to Technorati Favorites


Sohbet Arkadaşı Bul! Sitene Chat Ekle!
© Siirler - Sezgiler Önemlidir - Blogcu .Template by Bilgi.com